banner27

BK 4. Toplantısı (17 Ağustos 1996 Aksaray)

Aksaray Toplantısı, federasyon oluşumundaki 4. toplantı olmasına rağmen; “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi”nin ilk toplantısı olması açısından önem taşımaktadır. 17 Ağustos 1996 tarihinde yapılan toplantıya dönemin Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek de katıldı. Özellikle Anadolu Basınının sorunlarının gündeme geldiği toplantıda, federasyona gitmenin gereği, önemi ve bu konudaki engeller tartışıldı.

17 Ağustos 0000 Perşembe 23:20
BK 4. Toplantısı (17 Ağustos 1996 Aksaray)

 Aksaray Toplantısı, federasyon oluşumundaki 4. toplantı olmasına rağmen; “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi”nin ilk toplantısı olması açısından önem taşımaktadır. 17 Ağustos 1996 tarihinde yapılan toplantıya dönemin Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek de katıldı. Özellikle Anadolu Basınının sorunlarının gündeme geldiği toplantıda, federasyona gitmenin gereği, önemi ve bu konudaki engeller tartışıldı.

Bu toplantıyla ilgili tutanaklar, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce kitap haline getirilerek yayımlanmıştır. Bu kitaba göre;
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi I. Toplantısı:

ÖNSÖZ
Türkiye’deki 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanları 9 Haziran 1996 tarihinde biraraya gelerek ‘Başkanlar Konseyi’ oluşturmayı ve konsey üyesi olan cemiyetlerin bulunduğu illerde dönüşümlü olarak toplanmayı kararlaştırdılar. Alınan bu karar doğrultusunda ilk toplantı 17 Ağustos 1996 tarihinde ‘Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’nın merkezi olan Aksaray’da yapıldı. Bu kitap Aksaray’da yapılan toplantıdaki konuşmaları ve alınan kararları kamuoyunun bilgisine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Kitabın, tüm basın camiasına yararlar getirmesini temenni eder, saygılarımı sunarım.

Namık Kemal ZEYBEK
Devlet Bakanı


Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kemal Ay’ın konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim,
Yurdumuzun değişik illerinde büyük güçlükle görevlerini yapmaya çalışan basınımızın güzide temsilcileri,
Saygıdeğer Cemiyet Başkanlarım ve değerli misafirlerimiz,
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi Aksaray toplantısına hoş geldiniz der, saygılar sunarım.
Sizleri, kültür, tarih ve doğa zenginlikleriyle büyük medeniyetlere beşiklik yapmış, yakın çağ ecdat medeniyetlerinin yeşilliğini soldurmadan muhafaza eden bir kültür şehri olan Aksaray’da görmekten ve ağırlamaktan şeref duyarız.
Değerli Misafirler,
İçinde yaşadığımız toplumun, sosyal yapısını, geleneklerini, değişme yönünü ve sürecini kavramadan o topluma sağlıklı nufüz etmek mümkün değildir. Elbette sosyal yapı, sadece bugünün ürünü olamaz. Onu, geçmişin derinliklerine giderek araştırmak, derinliklerini ve sebeplerini bilmek, bir bakıma varsa sorunlarını öğrenmek, düğümlerini, karmaşık ilişkilerini çözmek için basına önemli görevler düşmektedir.
Eğer demokrasi çokseslilik ise ve bunu basın organlarında görmek istiyorsak, özellikle Anadolu basınının yükselmesi ve yücelmesi gerekir. Anadolu basını, çokseslilik ifadesidir. Ama geçmiş yıllara baktığımız zaman, Anadolu basını konusunda çok fazla bir yatırım yapılmadığını görüyoruz. Bu belki de devletten beklendi. Eğitim yönünden insana yatırım yapılmadı.
Bu anlamda, Anadolu basınına devletten yeterli desteğin sağlanması gerekmektedir. Birinci derece gerek araç, gerek makine ve insan kaynağı olarak, Anadolu basınına destek olunması gerekir. Anadolu basınında insan yetiştirilmesi çok ilkel usüllerle yürütülmektedir. Usta-çırak ilişkisi veya çalakalem gazetecilik hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bunun bir düzeni olmalı. Yetişmiş insanların, Anadolu basınına destek amacıyla kurslar, seminerler gibi aktiviteler düzenlemesi gerekir.
2000’li yıllara girildiği bu günlerde basın organlarının bölgesel haberlere daha çok önem vermeleri gerekmektedir. Ulusal yayın organları bölgesel haberlere maalesef fazla giremiyorlar. İşte, bu bölgesel alanda yayın yapan organ, Anadolu basını olacaktır. Bu nedenle Anadolu basınının ihtiyaçlarını giderme noktasında devletin yardımcı olması gerekir.
Anadolu basınının da kendisini geliştirmesi gerekir. Her şeye rağmen yaptığımız işin bilincini ve sorumluluğunu bilip ona göre davranmalıyız. Nice güzel toplantılarda birlikte olmak dileğiyle saygılarımı sunarken, bu arada sayın Bakanım, değerli misafirlerimiz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar Konseyi Toplantısı nedeniyle maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen başta sayın Valimiz Cahit Kıraç’a, Belediye Başkanımız Ahmet Er’e, Ticaret Odası Başkanımız Bayram Aydın’a, Esnaf Odaları Dernek Başkanımız Doğan Ceylan’a ve cansiperane çalışan gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Milletvekilleri, Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar, değerli meslektaşlarım.
Bugün toplantımız gerçekten hepimize heyecan veriyor. Bu toplantı aslında yaklaşık on yıldır hepimizin düşlediği bir hayalin gerçekleşmesi, hayata geçmesinin somutlaşmasıdır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin gazetecilik mesleğine, meslek ilkelerine gönül vermiş insanların güçbirliği içinde çalışması, seslerini, sorunlarını, dileklerini birlikte gündeme getirmeleri, kamuoyuna duyurmaları açısından bugüne kadar eksikliği çekilen bir ihtiyacı karşılayacağı açıktır.
Bu toplantıların çok özlü bir geçmişi var. Daha önce Aydın’da, Balıkesir’de başlatılan ve bir önceki toplantıda Başkanlar Konseyi adıyla İstanbul’da şekillenen ve bugün burada gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Konseyi toplantısında bu güçbirliğinin, bu işbirliğinin gerçekleşmesine değerli katkıları olan başta İzmir Gazeteciler Derneği Başkanı mesleğimizin duayeni sevgili İsmail Sivri’nin, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin kardeşimizin ve Aydın, Balıkesir gazetecileri başta olmak üzere bütün siz Cemiyet Başkanlarımızın, yöneticilerinin büyük katkısı vardır. Bu katkı, bu heyecan, bu birliktelik bugün Türkiye’de aslında bir ihtiyacın karşılanması anlamını taşımaktadır.
Türk basınının sorunları her devirde olagelmiştir. Genel basınla yerel basının çok ortak sorunları da vardır. Ama şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; yerel basının sorunları daha fazladır, sıkıntıları daha fazladır. İşte bu güçbirliğinin; yerel basının bugüne kadar gerektiği şekilde muhatap bulamamış, çözüme ulaştırılamamış sorunlarının çözüme ulaştırılmasına da katkıda bulunacağı ve yine, genel basın çerçevesinde de Türk basınının, o demektir ki; Türk demokrasisinin aynı zamanda genel sorunlarının çözüme ulaşması olanağı sağlanacağı kesindir.
Ve bu birliktelik, Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi çatısı altındaki bu birliktelik, kamuoyunda olsun, yönetimlerde olsun, mesleğin gerçek sahiplerini belirlemede, muhataplarını belirlemede ve çözüm yollarını aramada tercihlerinde kendilerine de sağlıklı bir anahtar oluşturacaktır, bir yol gösterici olacaktır.
Her kesimde görüldüğü gibi basın sektöründe de elbet birtakım enflasyonlar, meslek ilkelerinden sapmalar görülmektedir. Yine her kurumda, her sektörde olduğu gibi temsilci ve dernek temsilcilerinin enflasyonu karşısında, kamuoyunun birtakım flu tablolar karşısında kalmasıdır. Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi; Türkiye’de bu mesleğin salt temsilcilerinin örgütlerinin oluşturduğu bu konsey; bu fluluğu, bu bulanıklığı giderecek bir girişimdir.
Bu nedenle bu girişime katkıda bulunan tüm arkadaşlarımı, tüm meslektaşlarımı özellikle kutluyorum. Heyecanlarını paylaşıyorum. Bu toplantımıza onur veren Devlet Bakanı Sayın Zeybek’e teşekkürlerimi sunuyorum.
Ben tabii ayrıntılara, teknik sorunlara girmiyorum. Açış konuşmamı da, belki de haddinden fazla uzatmış bulunuyorum. İki gün boyunca burada konuşacağız ve konseyimizin verdiği karar doğrultusunda ortaya çıkan sorunları bir rapor halinde basınla ilgili Sayın Devlet Bakanımıza sunma olanağını da elde edeceğiz. Bu her iki taraf için de bir kolaylık sağlayacaktır.
Bu düşüncelerle çalışmalarımızda hepimize başarılar diliyorum, saygılar sunuyorum.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Belediye Başkanım, değerli Milletvekilleri, değerli konuklar ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelen değerli meslektaşlarım, Cemiyet Başkanları,
Aslında ben bugün hem bir mutluluğu hem de mutsuzluğu yaşıyorum. Çünkü Sayın Güreli’nin de söylediği gibi on yıldan beri atılan adımlar bir adım ileriye gitmedi. Belki bugün alacağımız kararlarla şimdiye kadar ileriye götüremediğimiz bu organizasyonu gerçekleştirebileceğiz.
Ben eleştiriye çok değer veren bir arkadaşınızım. Ancak, özeleştiriyi eleştiriden daha önemli ve kutsal görüyorum.
Başkanlar Konseyi’nin bugün burada toplantısı yetmez arkadaşlar. Bugün Türkiye’de 214 Gazeteciler Cemiyeti ve Derneği var. Üzülerek belirteyim ki, ama hiç küçümseyerek değil; Türkiye’de eğer berberler bir federasyon çatısı altında bir araya gelmişlerse, şoförler bir federasyon çatısı altında bir araya gelmişlerse ve biz bu ülkede birliği her zaman savunan kişiler, Gazeteciler Cemiyet Başkanları hâlâ 214 ayrı çatı altında sorunlarımızı çözmeye çalışıyorsak bu bir meslek ayıbıdır. Bu cemiyetlerin ayıbıdır. Şimdiye kadar yapılan sen-ben kavgasının sonucudur. Bu organizasyonumuzu gerçekleştiremeyişimiz, bizim tek ses, tek yumruk olmamızı engellemiştir. Bu engelleme bizi tek ses ve tek yumruk halinde görmeyen birtakım kişilerin işine gelmiştir ve olagelmektedir. Bizim tek ses ve tek yumruk haline gelemeyişimiz, devletin birtakım imkânlarından yararlanamama gibi önemli bir sonucu oluşturmaktadır.

Değerli Cemiyet Başkanları,
Ben hepinizin hangi güç koşullar altında bu cemiyetleri yaşatmaya çalıştığınızı biliyorum. Burnu yere düşse yerden almayan arkadaşlarımın, sırf bu cemiyetler yaşasın diye, Bayram Gazetesi çıkarmak için kapı kapı dolaşıp ilan istediklerini bilirim. Artık bunları geride bırakalım, burada bir çatı altında toplanmanın adımını atalım. Çünkü sorunlarımız ortak, çözüm yolları da ortak. Anadolu basını da ancak sorunlarına bu yolla çözüm bulabilir.
Devletin trilyonlara varan imkânları, İstanbul’da medya plazalar yapılması için kullanılırken, hâlâ daha Anadolu’daki gazetelerin kurşun kokan bodrumlarda görev yapmaya çalışmaları ve devletin imkânlarından yararlanmamaları nasıl bizim için meslek ayıbıysa, aynı zamanda bir siyaset ayıbıdır, bir demokrasi ayıbıdır.
Yine üzülerek belirteyim ki; 60’lı yıllardan sonra ortadan kalkan besleme basın, bugün büyük kentlerde hortlatılmıştır. Gerçek besleme basın, devletten trilyonlarca kaynak alan, belirli yılları ödemesiz kaynak alan büyük basındır. Gelin bunları, tek ses halinde konuşmanın yöntemini bir çatı altında toplanarak bulalım.
Anadolu basınının sıkıntılarını biliyorum. Çünkü şu anda sizlere hitap etme onurunu taşıyan bendeniz; çocukluğunu Erzurum Cumhuriyet Caddesi’nde Efkaf apartmanlarının altında Doğu Gazetesi’nde geçirmiş bir kardeşinizim. O zaman entertipler de yoktu. Küçükken hayranlıkla, kasalardan o kurşun harfleri teker teker dizen mürettipleri seyrederdim. Hâlâ belleğimde onlar. Bugün burada, Aksaray’da, dört yerel gazete, iki televizyon ve sekiz radyonun olduğunu öğreniyorum. Aksaray’da bu bir gelişme, ama sağlıklı bir gelişme değil. Eğer belirli yerlere yeterince ulaşamıyorsak, sayının çokluğu hiçbir şeyi ifade etmez. Çünkü bugün Türk basını, görünenin çok ötesinde tekelleşme gibi bir olguyla karşı karşıyadır.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde kamuoyunu aydınlatma görevi, ülkemizde olduğu gibi yerini yönlendirme görevine terketmemiştir. Bugün radyolar, gazeteler, televizyonların büyük bir kısmı ikibuçuk elde toplanmıştır. Tekelleşme, demokrasinin karşıtıdır. Tekelleşme, sansürün bizzat ikiz kardeşidir.
Biz bu sorunları, ancak sesimizi birlikte yükseltirsek çözebiliriz. Bizim dağınıklığımızdan bugün siyaset de yararlanıyor. Buna engel olalım. Buna hep birlikte karşı çıkalım.
Şunu da açıkça söylüyorum, uzun yıllardan beri öncülüğünü yapmaya çalıştığım federasyon olgusu, hiç kimseye ama hiç kimseye bir makam ve kartvizit verme amacını taşımamaktadır. Hangimiz, hanginiz önümüze geçer, başımıza geçerse, ben Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak ona nefer gibi hizmet etmeye her zaman hazırım.
Bu genel konuları ilettikten sonra, yüreğimden gelen birkaç cümleyle sözlerimi bitirmek istiyorum:
15 yıllık çalışma hayatımda ben gazeteciliği bir meslek olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi olarak gördüm. Bu süre içerisinde teypleri, fotoğraf makinelerini ve kameraları her kapıyı açan maymuncuk olarak görmedim. Haberin kutsallağına hep inandım, ama cevap hakkının haber kadar kutsal olduğunu hiç aklımdan çıkarmadım. Bütün bunların ötesinde hiçbir haberin, ama hiçbir haberin bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden daha önemli olduğuna, hiç ama hiç inanmadım.
Değerli arkadaşlarım,
Hep birlikte tartışalım. Bu ülke bir mozaik mi? Hayır. Çünkü, bugün Aksaray’da görüyoruz mozaik içindeki parçalar bir bütündür. Bu ülke bir ebrudur. Bu ülke bir renkler kaynaşmasıdır. Bu ülke bir yüzyıllar kucaklaşmasıdır.
Biz yüzyılların kederiyle, tasasıyla bu toprakları anayurt edinmişiz. Üzerine basarak söylüyorum, anayurt edinmişiz ve bu anayurdun bugünkü adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
İlkeliliğimizi sürdürdüğümüz sürece, gökkubbe yerinde durduğu sürece, bu ülkenin Misak-ı Milli sınırları içerisinde Türk Bayrağı dalgalanacaktır.
Ve biz bu mesleğin insanları olarak, bu bayrağın o gönderde durmasına bedenimizle ve fikrimizle hizmet edeceğiz. Onun için hiçbir komplekse kapılmadan, başına-sonuna hiçbir takı koymadan, hepimiz ama hepimiz “Ne Mutlu Türküm” diyebilmeliyiz.
Ve hepimiz Atatürk’ün 1924’te söylediği “Türk basını Cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır” sözünü başucumuza koymalıyız. Bunu bir direktif olarak kabul etmeliyiz. Çünkü biz bu ülkenin yüreğiyiz.
Hepinize saygılar sunuyorum.

İzmir Gazeteciler Cemiyet Başkanı İsmail Sivri’nin konuşması: 
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanı, çok sevdiğim cemiyet başkanları, değerli konuklar.
Öncelikle hepinizin huzurunda Anadolu’nun dört bir köşesinden gelmiş olan cemiyet başkanlarını, bu kısa boyumla ayağa kalkıp selamlıyorum. Bu toplantıya geldikleri için, hepsine şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye gazetecilerinin, güçbirliğini oluşturma yolunda ilerlemekteyiz.
Bir gün, Aydın’dan bir mektup aldım. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik toplantıya davet ediyordu. Bu toplantıya gittim. Orda bir tablo çizildi, hayal gördük.
Senelerdir Nazmi Bilgin federasyon için uğraşıyor, olmuyor. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, 1930’larda matbuat cemiyetini kurmuş. Ankara gazetecilerinin çeşitli dertleri var. İstanbul ve diğer güçlü cemiyetler, bu dertlerin dışında.
Orada, Aydın’daki toplantıda hep beraber arkadaşlarla sekiz, dokuz, on, oniki gazeteciler cemiyet başkanı, “Acaba bir güçbirliği oluşturabilir miyiz? dedik. Bunun üzerine Balıkesir Cemiyeti Başkanı, (bilmeyenler için anlatıyorum) bizi Balıkesir’e çağırdı. Oraya Nail Güreli geldi. O zaman Mustafa Bey ile Reşit Bey’e “Bu iş oluyor, çünkü İstanbul, Ankara gelmeden bu işi kotarmamızın olanağı yoktur. Buraya asıl Nazmi Bilgin’i de çağıracaktın” dedim. Çağırdığını, işi olduğu için gelemediğini söyledi. Sonra Nazmi Bilgin’le konuştum. A’dan Z’ye kadar bizimle beraber olduğunu söyledi.
Şimdi huzurunuzda, her iki Başkan’a da teşekkür ediyorum. Değerli İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları bu olaya sıcak bakmasalardı Osmanlı’dan beri başlayan istanbul-Bizans ve güçlü cemiyetler gözüyle olaya baksalardı, bugün burada toplanmamıza imkân yoktu. Hepinizden her iki başkanı alkışlamanızı rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bunun dışında fazla vaktinizi almamak için çok az şey söyleyeceğim. Bu güçbirliği, başkanlar konseyi dediğimiz; adı ne olursa olsun, çeşitli illerde çeşitli zamanlarda başkanların birbirleriyle konuşmalarıyla kurulacak bu güçbirliği, hiçbir şey yapmasak da biraz önce Nazmi Bilgin’in dediği gibi, eğer özeleştiri yapabilirsek, bu mesleğimizin yücelmesi ve yükselmesi için çok önemli olacaktır.
Anadolu basınının çok büyük sorunları var. Sayın Bakan’dan rica ediyorum. Anadolu basınının çok fazla halledilecek sorunları var; kendi güçleri ile halledilecek sorunları var. Bir de Türk basınının çok genel sorunları var. Senelerden beri cemiyet başkanları olarak Adana’da, Balıkesir’de, Trabzon’da yapılan toplantılarda, her yerde yapılan toplantılarda bunlar dile getiriliyor ama mum dibine ışık vermez misali, Türk basınında ve diğer televizyonlarda (TRT hariç) bu başkanların söylediğini duymak olanağı yoktur. Şimdi bu görev Anadolu basınına düşüyor. Bunları siz duyurun, İstanbul basını da okusun.
Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum.

Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’in konuşması: 
Sayın Vali, Sayın Milletvekilleri, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar ve tabii Sayın Basın Mensupları.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve bu güzel toplantının kutlu olması, yararlı olması dileği doğrultusunda, hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Başlangıçta yaptığı açış konuşmasında Sayın Nail Güreli’nin bir cümlesini yakaladım. Çok haklı olarak ve doğru olarak Sayın Güreli şöyle dedi: “Türk basını, o demektir ki Türk demokrasisi. Türk basınının sorunları demek, Türk demokrasisinin sorunları demek.” Doğrudur. Basının sorunları, demokrasinin sorunlarıdır. Hele bugünkü dünyada, dünyanın yeniden oluştuğu bu çağda, bu husus çok daha büyük önem ve değer kazanmıştır. Demokrasi, ama, acaba biz demokrasiye ne kadar ulaştık? Biz demokrasiye ulaşmak yolunda adımlarken, demokrasi hangi boyutlara ulaştı? İzin verirseniz bildiğiniz gerçekleri tekrar ederek, önce bu konuyu açmak istiyorum:
Demokrasi; halkın kendi kendisini yönettiği rejim diye tarif edilir. Yani halk, kendi yönetimcilerini kendisi seçerse bu demokrasidir, ama bu klasik demokrasidir. Bu temsili demokrasidir. Bu tarif doğru, bizim mekteplerde okuduğumuz yıllarda, hukuk fakültelerinde okuduğumuz yıllarda bunlar böyle anlatılıyordu.
Ama buna eklemeler de yapılıyordu. Eğer seçim, yani halkın yöneticilerini seçtiği sistem, demokrasinin oluşması için yeterliyse, mesela Nazi Almanyası da, Mussolini İtalyası da, 70 yıllık Sovyet sistemi de demokrasidir denilebilir ve gerçekten de bunlar bazen kendilerine demokrasi de demişlerdir. Milli demokrasi diyenler olmuştur, halk demokrasisi diyenler olmuştur, ve gerçekten bunlarda seçim de yapılmıştır. Yani Hitler de, Mussolini de seçimle gelmişlerdir. 70 yıllık totaliter sistemde de, yani Sovyetler Birliği’nde yöneticiler seçimle gelmişlerdir.
Demek ki seçim, demokrasinin oluşması için tek başına yeterli değil. Eğer seçimin bütün şartları oluşmuş olsa bile, yani gerçekten seçme ve seçilme hakkı tam anlamıyla gerçekleşmiş olsa bile, yeterli değil.
Çünkü hâlâ, bizim toplumda problemlerimiz var. Bir kısmı çözüldü, bir kısmının bence çözülmesi gerekir. Anayasa planında çözüldü, yasalar planında, hayata intikalinde hâlâ eksiklerimiz var. İnşallah onlar da çözülecek.
Diyorum ki; gerçekten tam anlamıyla demokratik bir seçim ortamı meydana gelse bile; bunun adı ancak dört-beş yılda bir gün demokrasi olur. Dört-beş yılda bir gün. Eğer ülkede insan hak ve hürriyetleri olgun anlamda gerçekleşmezse, o ülkede demokrasi yoktur, seçim olsa bile.
Demek ki demokrasinin ikinci ayağı var: İnsan hak ve hürriyetlerinin gerçekleşmesi. Hem seçimler için demokrasinin basına ve basın hürriyetine ihtiyacı var, hem de insan hak ve hürriyetlerinin en önemlilerinden olan düşünceyi yayma, düşünme ve düşüncesini yayma hakkı ve hürriyeti bakımından demokrasinin basına şiddetle ihtiyacı var.
Burada basın yoluyla hak ve hürriyetlerin yaygınlaştırılması derken; sadece, mevzuat engeli değildir engel. Mevzuat engelinin dışında da, değerli dostlarımızın söylediği gibi, başka engeller oluşabilir. İç engeller oluşabilir. Onlara karşı da Gazeteci Cemiyetlerinin Başkanlarının bilincine teşekkür ederim ve katıldığımı söylerim.
Şimdi çağdaş demokrasi derken, hemen aynı konuya geliyoruz. Yine bildiğiniz gerçeği tekrar etmek istiyorum.
Demokrasinin üçüncü ayağı, katılımcılıktır. Eğer bugünkü çağdaş dünyada yöneticiler, devleti yönetenler, seçimle gelenler, kitle örgütleriyle, gönüllü kuruluşlarla sürekli işbirliği halinde yönetimi gerçekleştirmiyorlarsa, o ülkede katılımcı demokrasi yok demektir. Olgun anlamda demokrasi de bugün ancak katılımcılık ayağının gerçekleşmesiyle ortaya çıkar.
O bakımdan diyorum ki; Sayın Güreli’nin söylediği yüzde yüz doğru. Türk basınının sorunları, (onun üslubuyla söylüyorum) o demektir ki, bugün burada Türk demokrasisinin sorunları, sıkıntıları konuşulacaktır.
Sözlerimin sadece dilden gelen sözler olmadığını, yürekten gelen sözler olduğunu en azından geçmişteki uygulamalarımı hatırlayanlar bilecektir. “Ne gerek bize demokrasi?” diyenler olabilir.
Bize demokrasi çok gerekli. Çünkü, insanın mutluluğunu sağlayacak rejimdir “demokrasi”. Ferdin, bireyin mutluluğu, ancak demokratik sistemlerde ortaya çıkar. İnsanın gerçek anlamda manevi yükselişi, ancak demokratik sistemlerde gerçekleşir ve bugünkü çağda tutunmanın, dayanmanın, var olmanın, bugünkü çağa uyum sağlamanın tek yolu vardır: “Demokrasi”.
Bilgi çağı çokça söyleniyor. Bence her toplantıda söylenmeli. Hani her namazdaki, her rekâttaki Fatiha gibi her toplantıda mutlaka bilgi çağının gerçekleri gündeme getirilmeli.
Çünkü biz eğer bilgi çağının dışında kalırsak, kaçınılmaz bir şekilde yeni dünyanın sömürgeleri olmaya mahkûm olacağız. Onun için ne kadar gündeme getirilse o kadar azdır. Bilgi çağını sağlayan, büyük gelişmeyi gerçekleştiren de demokratik toplumlardır. Yani bilgi çağı insan hak ve hürriyetlerinin bulunduğu yerlerde ancak ortaya çıkmıştır ve bilgi çağı da katılımcılık demektir. Bilgi çağının siyasi sistemi, katılımcı demokrasidir. Katılımcı demokrasi, hem bilgi çağının sebebi, hem de onun sonucu olmuştur. Birbirini tamamlayan iki düşünce olmuştur.
Dolayısıyla bu topluluğu, ben gerçekten benim için iyi bir fırsat sayıyorum. İyi ki gelmişim buraya diyorum. Yanlış yapıp da gelmemezlik etmemişim. Gelmeliydim. Başka hangi önemli işim olursa olsun, onları iptal edip gelmeliydim diyorum. O bakımdan bana çağrıda bulunan, gelmem konusunda ikaz eden Sayın Başkanlara da teşekkür etmek istiyorum.
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden ve Anadolu Ajansı’ndan sorumlu Devlet Bakanı olarak, tabiidir ki sizin konularınızla ilgili çözümleri getirmek de, -hükümet planında, kamu planında- benim işim, benim görevim. Ama ben, işimi masa başında oturup, kitaplardan yahut kendi zihni birikimlerimi ortaya koyarak gerçekleştirirsem, o zaman söylediğim şeylere aykırı hareket etmiş olurum. O bakımdan Sayın Başkanlarımız biliyorlar, bu ayın 28’indeydi, yine kendilerinin görüşüne uyarak, -bunu da katılımcı anlayışın bir gereği saydım-, Eylül ayı içinde Ankara’da bu konularda özel bir toplantı düzenleyeceğiz ve basın-yayın genel kanunlarının düzenlemelerini yeniden gözden geçireceğiz.
Basın Kanunu, Basın-İş Kanunu, şimdi RTÜK diye söylemek moda olan kanun ve Basın Kartları Yönetmeliği gibi konuları madde madde gözden geçireceğiz. Kendilerinin, sektörün, sektörü temsil edenlerin görüşlerini alacağız. Sonra bu görüşler doğrultusunda düzenlemeler için, gereği neyse onu yapmak çabası içinde olacağız.
Kelimeleri dikkatle seçiyorum. Kendimi yanlış taahhütlerin altına sokmamaya çalışıyorum. Gerçekleştireceğiz sözü başka bir sözdür, gerçekleştirmek çabası içinde olacağız sözü başka bir sözdür.
İnşallah, bu toplantıdan sonra yine sizin sözcülerinizin görüşlerini nazara alarak Eylül veya Ekim ayı içinde bir Basın Kurultayı düzenleyeceğiz. Bu basın kurultayı, sürekli bir basın kurultayı haline gelecek. Böyle bir gayretimiz ve böyle bir çabamız var. Hemen arkasından alt kurultaylar düzenleyeceğiz. Nedir o? Anadolu basınının meselelerini incelemek üzere bir kurultay düzenleyeceğiz. Bu bir çalışma metodudur. Katılımcı anlayışın bir gereğidir.
Geçmişte Allah nasip etti, yönetimin takdiri oldu, bir bakanlık daha yapmıştık. Hatırlayanlar hatırlarlar ki, en çok siz takip ediyorsunuz, siz değerlendiriyorsunuz. O dönemde de, kültür meseleleriyle ilgili böyle bir çabamız olmuştu ve sektörden öğrendiklerimizi hayata intikal ettirmek için ne mümkünse onu yapmak gayreti içinde olmuştuk.
Sayın Güreli’den sonra Sayın Nazmi Bilgin’in ortaya koyduğu, ısrar ettiği, heyecanını ifade ettiği bir konuya gelmenin şimdi tam çağıdır, tam zamanıdır.
Katılımcı demokrasi dediğiniz sadece, Türkiye’yi belli bir usule göre seçilenlerin yönettiği bir sistem değildir diye, ifade ettim.
Ben de bir milletvekiliyim, ama milletvekilinin itibarını yükseltmenin yolu da, o olgun yere koymaktan geçer. Çağdaş toplumlarda her müessesenin bir yeri vardır. Dolayısıyla Meclisin itibarını yükseltmekle birlikte, gönüllü kuruluşların itibarını da yükselterek, gücünü de çoğaltarak, belli bir yere koymak gerekir.
Eğer çağdaş anlamda bir hayat tarzı inşa etmek istiyorsak; “siz inşallah bu toplantıdan mutlaka federasyon kararı çıkarmalısınız” diyorum. Yürekten katılıyorum.
Sizin federasyon kurmamış olmanız kiminin işine gelir, kiminin işine gelmez. Bu beni ilgilendirmiyor. Benim işime geliyor.
Benim bulunduğum yerde, benim bulunduğum konumda, benim hayat tarzım, hayat düşüncem sizin mutlaka güçbirliğinizi sağlamanız gereğini ortaya koyuyor. Federasyonu, “mutlaka kurmalısınız” diyorum. Bu da benim size bir vatandaş olarak şiddetle tavsiyem olsun. Ayrıca izin verirseniz, küçücük bir gazeteci olarak da sizden böyle bir talepte bulunmak hakkım olsun. Yani gazeteci şapkamı başıma geçirip size söyleyeyim: “Başkanlarımız, şu toplantıda mutlaka federasyon kurma kararını almalısınız.”
Biliyorum ki bir dönem Türkiye’de bütün bu anlattıklarımızın tersi bir anlayış haâkim oldu, demokrasiyi olabildiğine yaymak ve genişletmek yerine, olabildiğine kısıtlama gayretleri oldu. Bütün bunlar bir dönem oldu ve sanki 80 öncesi olayların sebebi dernekleşmeymiş gibi, sanki 80 öncesi olayların sebebi dernek yöneticilerinin, esnafın, yani halk tabakalarının siyasete katılımıymış gibi bir anlayış hâkim oldu ve Türkiye’de dernek kurmak, federasyon kurmak, konfederasyon kurmak çok zorlaştırıldı.
Bütün bunları biliyorum ama şunu da biliyorum ki bizim halkımızın gücü bütün bunları aşmaya yeterlidir. Birileri dernek kurmayı zorlaştırdı, ama halkımızdaki öğrenme gücü, öğrenme kudreti, ortaya koydu ki, dernek kurmaktan daha zor olan vakıflar yolu tercih edildi. Vakıf adı altında dernekler çoğaldı. Yine bizim teşkilatlanma gücümüz, şu anda gördüğümüz manzarayı ortaya çıkardı.
Dolayısıyla biz bu federasyon halini aşarız, ama vakıf da düşünülecek bir hadisedir. Eğer bir yolu kapıyor ve zorluyorsa, siz başka bir yoldan gider, yolunuzu bulup örgütünüzü kurarsınız. Ama ben, mutlaka kurulmalı diyorum.
Bu kurulmuşsa, mesela neden bu basın kartları konusu devletin işi olsun artık? Ama, şimdi devlet bunu kime devredecek? Sizin federasyonunuz olduğu zaman “buyurun sarısını da siz verin, mavisini de siz verin” demek imkânı olurdu. Bu sizin işiniz. Kimin gazeteci olduğuna, kimin olamayacağına neden siz karar veremiyorsunuz? Neden Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nde en altta çalışanların bile sarı basın kartı olurken, yıllarını gazeteci olarak geçirmiş birtakım insanlarda hâlâ böyle imkânlar yok? Yani birtakım terslikleri önlemenin yolu da, kararı sizin vermenizdir diyorum.
Sonuç itibariyle; Sayın İsmail Sivri’nin sözlerine de katılarak, Anadolu basınının önemini ben de vurgulamak istiyorum. Çünkü Anadolu basını, bugün en azından amatör ruhunu daha yitirmemiş ve gerçekten düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin önemli kalelerinden birisidir. Dolayısıyla onun meseleleri çözülmelidir.
Bakanlık olarak yapmayı düşündüğümüz, siz de uygun görürseniz yapacağımız bir-iki etkinlikten daha söz etmek istiyorum.
Ankara’da ve İstanbul’da birer eğitim merkezi kuracağız. İnşallah İzmir’e de bunu intikal ettiririz, ama ilk kararı verdik.
Bu eğitim merkezinde hizmet içi eğitimi, yani meslek içi eğitimi yapacağız. Sadece Ankara ve İstanbul’daki gazetecileri değil, Anadolu’dan da sizin seçtiğiniz, sizin örgütünüzün seçtiği gazetecileri alacağız ve inşallah eğiteceğiz.
Hangi konuda eğiteceksiniz derseniz; hayat öyle hızla gelişiyor ki sizin mekteplerde, mektepli de olsanız öğrenemediğiniz konular var. Belki hatırlayanlarınız olabilir, benim şu andaki Basın Müşaviri arkadaşım, “Ben de vaktiyle sizin o kursunuzdan geçmiştim” dedi. Kültür Bakanlığım döneminde “hızlı okuma teknikleri” diye bir kurs başlatmıştım ve önce gazeteci arkadaşlara Bakanlığın imkânlarıyla bu kursu tahsis etmiştim. Hızlı okuma teknikleri diye bir kavram var, çağdaşlığın icaplarından birisi.
Ben şahsen, bir şirketler topluluğuna koordinatörken beş günümden vazgeçtim, böyle bir kursa girdim. Girdiğim gün dakikada 200 kelime okuyabiliyordum. Beş gün sonra 600 kelime okuyabiliyordum. Ama sonra öğrendim ki, öğretmen dakikada 2500 kelime okuyabiliyormuş. İşte o zaman ben de 2500 kelimeye nasıl ulaşabilirim diye kara kara düşünmeye başladım.
İşte dünya böyle bir dünya. Yani örnek olarak veriyorum. İnşallah bunları da yapacağız.
İnşallah sizi sıkmadım. Bütün bu “yapacağız” dediklerimi, eğer siz uygun görürseniz yapacağız.
Ayrıca; sayın Başkanlardan aldığım işaret doğrultusunda bir Türk Dünyası Basın Kurultayı’nı yapma kararı da verdik. Türk dünyasının, yani Türk Cumhuriyetlerinin gazetecilerini toplayarak, Türk dünyasının ortak basın meselelerini de konuşmak istiyoruz.
Bu arada şunu söylemek isterim; bu konunun uzmanı olarak zannetmeyin ki, her şeyi onlara biz öğreteceğiz. Hayır, bizim de onlardan öğreneceğimiz çok şeyler olduğunu, Türk dünyasının basın temsilcileriyle karşılaştığınız zaman göreceksiniz. Birbirimize öğreteceğiz ve böylece bir büyük dünyada inşallah birlikte ilerleyeceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum ve başarılar diliyorum.


Aksaray Toplantısının sonunda yapılan basın açıklamasında ise şunlar yer aldı:
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin Aksaray İlinde yapılan toplantısında, Gazeteciler Cemiyetlerinin Başkanlarının, Basın Konseyi’nden ayrılmaları kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, Basın Konseyi ile birlikte Türk Basın Birliği’nin, Anadolu Basın Birliği’nin ve benzer amaçla kurulmuş diğer kuruluşların, Gazeteciler Cemiyetlerinin yanı sıra basını temsil edemeyecekleri görüşü toplantıda benimsenmiştir. Cemiyet Başkanları, Basın Konseyi’ne üye olanların sorunlarının tek elden ve güçbirliği içinde çözümlenmesi için, öncelikle Basın Konseyi’nden istifasını kararlaştırmıştır.
Bu arada Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyetlerin çoğunun zaten Basın Konseyi’ne üye olmadığı saptanmıştır.
Haziran ayında oluşturulan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyet sayısı, Aksaray’daki toplantıda Sinop, Tokat, Niğde, Kahramanmaraş, Karaman, Adıyaman, Nevşehir ve Kırıkkale Gazeteciler Cemiyetlerinin de girmesiyle birlikte 54’e çıkmıştır.
Aksaray, Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdülkadir Ay’ın başkanlığında yapılan toplantıda, Başkanlar Konseyi’nin yapılaşma çalışmalarının sürdürülmesiyle Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in sorumluluğunda oluşturulacak bir komisyon görevlendirilmiştir.
Bu arada her İlde bir Gazeteciler Cemiyeti’nin bulunması ilkesi kabul edilerek, birden fazla Cemiyetin olduğu illerde bu Cemiyetlerin birleşmesi için temenni kararı alınmıştır.
Gazeteciler Cemiyetlerinin belirlediği meslek sorunları, bir rapor haline getirilerek, Eylül ayında Basınla ilgili Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek tarafından düzenlenecek toplantıya götürülecek. Bu arada, bayram gazeteleri geleneğinin yeniden sürdürülmesi, promosyonların kültürel ağırlıklı ve belli kurallar çerçevesinde olması, kamu kurumları reklamlarından yerel basına da fon ayrılması yönünde çalışmalar yapılması kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin bundan sonraki toplantısı, Çukurova, Mersin, İskenderun, Antakya, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman Gazeteciler Cemiyetlerinin ortak katkılarıyla 24-25-26 Ekim 1996 günlerinde Adana’da yapılacak.”