Siteyi favorilerime ekleSayfayı favorilerime ekleAna sayfam yapBu sayfayı paylaşBu sayfayı Email olarak gönderBu sayfayı yazdırPDF olarak kaydet
İsim:
Email:
Türkiye'de basın özgürlüğünün bedeli çok ağır PDF Yazdır e-Posta
atilla-sertel

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu “Mesleklerini gerçekleştirirken hayatlarını kaybeden gazetecilerin anısına saygı duymak, onların bağımsızlığına yönelik saldırılardan medyayı korumak ve dünyanın her yerinden basın özgürlüğünün önemini vurgulayarak, basın özgürlüğünün en temel prensiplerini temin etmek için “1991 yılının 3 Mayıs'ında “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” ilan etti. Basın Özgürlüğü Günü olarak ilan edilen 3 Mayıs, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Ancak Türkiye'de bir Basın Özgürlüğü Günü daha yayın yasakları, gazeteci tutuklamaları, gazeteci ölümleri, gazete ve gazetecilere yönelik sarfedilen sözlerin gölgesi altında geçiyor.
Türkiye’de basın özgürlüğünün bedeli çok ağır. Özgür basının bedelini eşinizden, çocuklarınızdan, sevdiklerinizden ve mesleğinizden ayrı kalarak ödemek zorunda kalabiliyorsunuz. Bugün cezaevlerinde 40 gazeteci bulunmakta ve tutuklu olarak yargılanmaktadır. Aralarında Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek'in de bulunduğu 40 gazeteci, haklarında verilecek ceza ya da beraat kararını, evlerinde, iş yerlerinde değil, cezaevlerinde beklemektedir. Halen gazetecilerle ilgili olarak bine yakın ceza ve tazminat davası dosyası mahkemelerde görülmektedir. Ülkenin dört bir yanından neredeyse her gün bir gazetecinin maruz kaldığı fiziki ya da sözlü şiddet haberlerini alıyoruz.
Öte yandan siyasi iktidarın basın özgürlüğünü engelleyen tutumları, çıkışları her geçen gün artıyor. Basına gizli, açık ve dolaylı sansür uygulanıyor. Son dönemde örneklerine sıkça rastladığımız hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve “Denetimli Serbestlik” de basın mensuplarının tepesinde “Demoklesin Kılıcı” gibi durmaktadır. Bazı davalarda mahkemeler gazeteciler hakkında hapis cezası verdikten sonra bu cezanın uygulaması 5 yıl süreyle erteleniyor. Yani gazeteci cezaevine konulmuyor fakat aynı eylemi tekrar gerçekleştirmesi durumunda, her iki cezanın toplamı kadar cezaevinde yatma tehdidi altında tutuluyor. Bu o gazeteciye  “5 yıl süreyle ayağını denk al” demektir. Bu ifade özgürlüğünün “denetim” altına alınmasıdır. Ve bu durum hem basın özgürlüğü ile hem de demokrasi ile çelişmektedir. Şimdi soruyorum size bütün bu tablo ışığında özgür basından söz etmek ne kadar mümkün, ne kadar inandırıcı geliyor?
Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda ciddi bir sorun var ve kalemini özgür kullanmanın bedeli çok ağır. Eğer basın özgürlüğünde sorun varsa demokraside İnsan Hakları'nda, vatandaşın haber alma özgürlüğünde sorun var demektir. Oysa bilgi ve haber alma hepimizin en doğal hakkıdır. Basının doğru ve tarafsız haber verebilmesi için gerek yasal alanda ve editoryal anlamda tam anlamıyla bağımsız olmasının gerekliliğini bir kez daha vurguluyor, bu yıl da tutuklamaların, yasakların gölgesi altında geçen 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyoruz.