banner27

TARİHÇE

 TGF'nin kuruluşu
Türkiye genelinde çeşitli illerde; cemiyet ve dernek çatısı altında örgütlenen basın emekçilerinin güçbirliği uzun yıllar süren çalışmaların sonucu nihayet meyvesini verdi. Basın tarihinde güç birliği çalışmaları hep gündemde oldu, ancak çeşitli nedenlerle bir türlü hayata geçirilemedi.
1996 Mart ayında Anadolu basınından yükselen birlik çağrıları; ülke çapında karşılık buldu. Belli bir düzen ve disiplin içinde yapılan toplantıların her biri, federasyon oluşumunda birer kilometre taşıdır: 
1. Aydın Toplantısı              (18.03.1996)
2. Balıkesir Toplantısı         (30.03.1996)
3. İstanbul Toplantısı           (09.06.1996)
4. Aksaray Toplantısı          (17.08.1996)
5. Çukurova Toplantısı        (25.10.1997)
6. Antalya Toplantısı           (28.02.1997)
7. Diyarbakır Toplantısı      (17.05.1997)
1. Toplantı (Aydın) 
18 Mart 1996 tarihinde Gazeteciler Cemiyetlerine; Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik imzalı bir çağrı geldi. Şöyle deniyordu çağrıda:
“Değerli Başkanım,
Daha önce yapmış olduğumuz telefon görüşmesinin ışığı altında ve önerileriniz doğrultusunda Ege Bölgesi’ndeki Gazeteciler Derneği ve Cemiyet Başkanları toplantısı için gerekli hazırlıkları yaptım ve programı ekte yüksek bilgilerinize gereği için sunuyorum.
Program hakkında ek önerileriniz ve beklentileriniz varsa lütfen bana bildiriniz. 
Anadolu’da gerçek Basın Birliği oluşturmak için önce de belirttiğim gibi hepimizin görev üstleneceği bu toplantıya onur vermeniz, hareketimize hız ve ivme kazandıracaktır.
Aydın’ın basın dostu yerel yöneticileri özellikle sizlerle birarada olmaktan, sizleri ağırlamaktan büyük mutluluk duyacaklarını vurguladılar.
Sizi aramızda görmenin sabırsızlığı ve heyecanı ile saygı ve sevgilerimi sunarım.”
Toplantı, çağrının içeriğine uygun bir şekilde gerçekleşti. 30 Mart 1996 tarihinde Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin öncülüğünde, Aydın’da yapılan toplantıda; Afyon, Burdur, Balıkesir, Denizli, Muğla, Uşak, İzmir ve Aydın Gazeteciler Cemiyetleri bir araya geldiler.
Yapılan toplantıda, basın dünyasının genel durumu; gazetelerin ve gazetecilerin, gerek özlük, gerekse finansal sorunları görüşüldü. Özellikle, mevcut gazeteciler dernek ya da cemiyetleri tüzel kişiliklerinin girişim ve öncülüğünde, yeni bir birlik modeli oluşturulması için çaba gösterilmesine karar verildi.
Aydın toplantısı, bölgesel bazda gerçekleşmesine rağmen federasyonun oluşumu yolunda ilk adım olması nedeniyle önem taşımaktadır. Toplantının sonunda, 30 Mart 1996 tarihinde yapılan basın açıklamasında “basında güçbirliği”nin gerekliliği ve önemi vurgulandı.
“Basın Açıklaması:
Ege Bölgesi Gazeteciler Cemiyetleri ve Dernek Başkanları olarak;
Aydın Gazeteciler Derneği’nin öncülüğü ile Aydın’da toplanan Afyon, Aydın, Balıkesir, Burdur, Denizli, İzmir, Muğla cemiyet ve dernekleri başkanları, yerel basının ve basın emekçilerinin sorunları üzerinde çözüm arayışları içinde olmuşlar ve Türkiye kamuoyuna şu açıklamayı yapmışlardır:
Basın ve basın emekçilerinin yıllardır çözümlenemeyen sorunlarına artık bir neşter vurmanın gerekliliğine inanan bizler;
Bunun için önce yerel, sonra ülke genelinde yeni bir örgütlenme modeline ihtiyaç duyulduğu yönünde görüş birliğine  varmış bulunuyoruz.
Bunu da Gazeteciler Dernekleri veya cemiyetleri tüzel kişilikleri bazında bir güçbirliği kurmakla alabileceğimiz inancındayız.
Bunun için tüm gazeteciler cemiyetlerini ve derneklerini madden ve manen birbirlerini desteklemeye, birlik ve beraberliklerini geliştirip sürekli kılmaya, dolayısıyla maddi ve manevi güçbirliğine davet etmekteyiz.
Bu kapsamdaki çalışmaların peyderpey sürdürüleceğini belirtirken, 9 Mayıs’ta Balıkesir’de yapılacak olan Türkiye Yerel Basın Sorunları Platformu’na yukarıda sözü edilen dernek temsilcilerinin katılmalarını özellikle rica etmekteyiz.
Bu vesile ile tüm meslek kuruluşlarımıza ve meslektaşlarımıza Ege’den selam, saygı ve başarı dileklerimizi sunuyoruz.
Bugünkü toplantıya iştirak eden başta Aydın Valisi Kadir Uysal olmak üzere, Emniyet Müdürü Şevket Ayaz, İl Planlama Müdürü Sabahattin Azazi ve diğer üst düzey bürokratlarına ayrıca teşekkürlerimizi sunarız.
Not: Kütahya ve Uşak Gazeteciler Cemiyet Başkanları mazeretleri nedeniyle toplantıya katılamadılar, alınacak kararlara katıldıklarını vurguladılar.
2. Toplantı (Balıkesir)
Aydın toplantısından sonra alınan kararların uygulamaya geçirilmesi için, ikinci toplantı 5 Mayıs 1996 tarihinde Balıkesir’de yapıldı.Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Reşit Kıpçak’ın imzasını taşıyan çağrı, daha geniş bir katılımı hedefliyordu:
“Türkiye genelindeki yüzlerce gazete ve derginin oluşturduğu, binlerce basın çalışanının görev aldığı yerel basın, ne yazık ki hepimizin bildiği çeşitli ekonomik, teknik ve mesleki imkânsızlıklar içerisinde kıvranmakta, tam anlamıyla yaşama savaşı vermektedir.
Yerel basının kaderi haline gelmiş olan bu unutulmuşluğu aşmak için bugüne kadar yapılan çeşitli girişimler ne yazık ki istenen sonucu vermemiştir. Bu hareketlerin ciddi bir organizasyondan yoksun oluşu, girişilen münferit çabaların yerel boyutlarda kalması ve yerel basın kuruluşları arasında iletişim yetersizliği, sözkonusu başarısızlığın temelini oluşturmuştur.
Ülkemizde giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında hızla yozlaşmaya başlayan mesleğimizi bu gidişten kurtarmak, kamuoyunu bilgilendirmede son derece önemli bir görev üstlenen yerel basın organlarının karşı karşıya bulunduğu güçlüklerle mücadelede ortak bir yol belirlemek ve görüşlerimizi, tek bir ses halinde yasama organına duyurmak amacıyla Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti olarak bir sempozyum düzenlemiş bulunuyoruz.
9 Mayıs 1996 perşembe günü şehrimizde yapılacak sempozyumda, yerel basının sorunları tartışılacak, çözüm önerileri hakkında çeşitli tebliğler sunulacaktır. Basından sorumlu Devlet Bakanı Sayın Ali Talip Özdemir, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı ve TRT gibi kuruluşların yanı sıra basın kökenli milletvekillerinin ve Türkiye’deki tüm gazeteciler cemiyetlerinin de davetli olduğu sempozyumun ardından 10 Mayıs günü Balıkesir’in turizm merkezi Edremit Körfezi yöresine bir tanıtım gezisi gerçekleştirilecektir.
Ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek olan geniş kapsamlı bu etkinlik ile ilgili ayrıntılı program ve davetiyeniz önümüzdeki günlerde tarafınıza gönderilecektir...”
Toplantıda; basının günümüzdeki sorunları tartışılarak geçmişte yaşanan ve başarısızlıkla biten güçbirliği girişimleri değerlerlendirildi. Toplantıya katılan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin önerisiyle, üçüncü toplantının İstanbul’da yapılması kararlaştırıldı. Bu toplantıda bir ileri adım daha atılarak, toplantı; “basında güç birliği” olarak deklare edildi. 9 Mayıs 1996 tarihinde yapılan açıklamada şunlar yer aldı:
“Basın Açıklaması:
Türkiye’de kurulu bulunan Gazeteciler Cemiyet ve Derneklerinden Türkiye, İzmir, Çukurova, Mersin, Zonguldak, Aydın, Afyon, Eskişehir, Kütahya ve Balıkesir cemiyet başkanları düzeyinde temsilcilerce Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti’nin vaki daveti üzerine düzenlenen ‘Türkiye’de Yerel Basın Sorunları ve Çözüm Önerileri Sempozyumu’na katılanlar olarak aşağıdaki kararların Türk kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır.
1. Basınla ilgili yasaların taranması suretiyle özellikle 195 sayılı yasada yerel basın lehine yapılacak değişiklikler için TBMM nezdinde girişimde bulunulmasına,
2. Promosyonun bir tanıtım aracı olarak basının saygınlığına yaraşır biçimde ve makul ölçülerde uygulanmasının sağlanmasına,
3. Basın Kartları Komisyonu’nda Türkiye, Ankara ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin yanı sıra Anadolu’da bulunan diğer Gazeteciler Cemiyet ya da Derneklerinin temsiline olanak sağlanmasına,
4. Bayram gazeteleri çıkarılması için, Cemiyet ve Derneklere güç verilmesine ve bu konuda geleneğin yaşatılması için çaba gösterilmesine,
5. Basın çalışanlarının işbirliği ve dayanışmalarına sendikal örgütlenme yoluyla destek verilmesine, Teşmil Yasası’nın tüm yayın organlarına uygulanmasına,
6. Kamu kuruluşlarının basın kartlarına uyguladığı bazı indirimlerin gazete ve diğer yayınların, okura daha kolay ve ucuza ulaşmasını sağlamak üzere yaygınlaştırılmasına, bunun için gerekli girişim ve çalışmalar yapılmasına,
7. Aydın’da 30.03.1996 tarihinde yapılan basın dünyasında yeni bir örgütlenme modeli gerekliliğinde mutabakatın devam ettiğine, bu yöndeki girişimlerin önceden kararlaştırıldığı şekilde diğer cemiyet ve derneklerce de sürdürülmesine,
8. Balıkesir’de yapılan sempozyumun adının ‘Basında Güç Birliği’ olarak deklare edilmesine, Türkiye ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin de bu birliğin içerisinde yer aldığına,
9. Bundan böyle basında Gazeteci ve Gazete Sahibi düzeyinde karşılaşılan tüm sorunlar karşısında ortak tavır ve tepki konulması, böylece meslek ilke ve saygınlığının geliştirilip korunmasına,
Oy birliğiyle karar verilmiştir. 09.05.1996”
3. Toplantı (İstanbul) 
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. yıl etkinlikleriyle çakışan toplantı, geniş bir katılımla; 9-10 Haziran 1996 tarihlerinde gerçekleşti. Bu toplantıda, “Başkanlar Konseyi”nin oluşturulması kararı alındı. İstanbul Toplantısına şu kuruluşlar katıldı:
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Cemiyeti-Ankara, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Anadolu Yayıncılar Birliği ile Antakya Gazeteciler Cemiyeti, Bolu Gazeteciler Cemiyeti, Antalya Gazeteciler Cemiyeti, Aydın Gazeteciler Cemiyeti, Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti, Bursa Gazeteciler Cemiyeti, Çorum Gazeteciler Cemiyeti, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, Edirne Gazeteciler Cemiyeti, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti, Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti, Giresun Gazeteciler Cemiyeti, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti, Kahramanmaraş Gazeteciler Cemiyeti, Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti, Kırklareli Gazeteciler Cemiyeti, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti, Konya Gazeteciler Cemiyeti, Kütahya Gazeteciler Cemiyeti, Malatya Gazeteciler Cemiyeti, Manisa Gazeteciler Cemiyeti, Mersin Gazeteciler Cemiyeti, Muğla Gazeteciler Cemiyeti, Ordu Gazeteciler Cemiyeti, Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, Rize Gazeteciler Cemiyeti, Sakarya Gazeteciler Cemiyeti, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti, Seydişehir Gazeteciler Cemiyeti, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, Trakya Gazeteciler Cemiyeti, Uşak Gazeteciler Cemiyeti, Yozgat Gazeteciler Cemiyeti, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti.
Tüm bu cemiyetler, toplantı sonucunda, 17 Haziran 1996 tarihinde yaptıkları ortak basın açıklamasında şunları belirttiler:
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi oluşturuldu.
İstanbul’da 9 Haziran günü toplanan Gazeteciler Cemiyetlerinin başkanları arasında güçbirliğini hayata geçirmek üzere bir Başkanlık Konseyi oluşturulmasını ve kamuoyuna aşağıdaki ortak açıklamayı yapmayı kararlaştırmışlardır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çağrısı üzerine 9 Haziran 1996 günü İstanbul’da toplanan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları, öteden beri üzerinde durulan, Aydın Gazeteciler Derneği ve Balıkesir Gazeteciler Cemiyetlerinin yaptıkları bölge toplantıları ile ivme kazanan Gazeteciler Cemiyetleri arasında ve basında güçbirliğinin gerçekleştirilmesine inançlarını bir kez daha vurgulayarak, güçbirliğini hayata geçirmeyi, bu amaçla Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlığı Konseyi oluşturmayı oybirliğiyle kararlaştırdı.
Basının çeşitli sorunlarını, özellikle yerel basının ağırlaşan sorunlarını bir kez daha saptayarak, bu sorunların çözüme kavuşturulması için Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlığı Konseyi eliyle güçbirliği içinde ortak çabalar harcanması, bundan sonraki toplantının 17 Ağustos’ta Aksaray’da yapılması oybirliğiyle karar altına alındı.
Bu sonuçlarla, sorumlu meslek ilkelerine bağlı, bağımsız, saygın bir basının koruyuculuğunu, basın özgürlüğünün savunuculuğunu ve basının sorunlarının çözüme kavuşturulmasının takipçiliğini güçbirliği içinde yapma inancımızı ve kararlılığımızı kamuoyuna açıklarız.”
4. Toplantı (Aksaray ) 
Aksaray Toplantısı, federasyon oluşumundaki 4. toplantı olmasına rağmen; “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi”nin ilk toplantısı olması açısından önem taşımaktadır. 17 Ağustos 1996 tarihinde yapılan toplantıya dönemin Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek de katıldı. Özellikle Anadolu Basınının sorunlarının gündeme geldiği toplantıda, federasyona gitmenin gereği, önemi ve bu konudaki engeller tartışıldı.
Bu toplantıyla ilgili tutanaklar, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce kitap haline getirilerek yayımlanmıştır. Bu kitaba göre;
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi I. Toplantısı:
ÖNSÖZ
Türkiye’deki 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanları 9 Haziran 1996 tarihinde biraraya gelerek ‘Başkanlar Konseyi’ oluşturmayı ve konsey üyesi olan cemiyetlerin bulunduğu illerde dönüşümlü olarak toplanmayı kararlaştırdılar. Alınan bu karar doğrultusunda ilk toplantı 17 Ağustos 1996 tarihinde ‘Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’nın merkezi olan Aksaray’da yapıldı. Bu kitap Aksaray’da yapılan toplantıdaki konuşmaları ve alınan kararları kamuoyunun bilgisine sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Kitabın, tüm basın camiasına yararlar getirmesini temenni eder, saygılarımı sunarım. 
Namık Kemal ZEYBEK
Devlet Bakanı
abdulkadr ay
Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdülkadir Ay’ın konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim,
Yurdumuzun değişik illerinde büyük güçlükle görevlerini yapmaya çalışan basınımızın güzide temsilcileri,
Saygıdeğer Cemiyet Başkanlarım ve değerli misafirlerimiz,
Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi Aksaray toplantısına hoş geldiniz der, saygılar sunarım.
Sizleri, kültür, tarih ve doğa zenginlikleriyle büyük medeniyetlere beşiklik yapmış, yakın çağ ecdat medeniyetlerinin yeşilliğini soldurmadan muhafaza eden bir kültür şehri olan Aksaray’da görmekten ve ağırlamaktan şeref duyarız.
Değerli Misafirler,
İçinde yaşadığımız toplumun, sosyal yapısını, geleneklerini, değişme yönünü ve sürecini kavramadan o topluma sağlıklı nufüz etmek mümkün değildir. Elbette sosyal yapı, sadece bugünün ürünü olamaz. Onu, geçmişin derinliklerine giderek araştırmak, derinliklerini ve sebeplerini bilmek, bir bakıma varsa sorunlarını öğrenmek, düğümlerini, karmaşık ilişkilerini çözmek için basına önemli görevler düşmektedir.
Eğer demokrasi çokseslilik ise ve bunu basın organlarında görmek istiyorsak, özellikle Anadolu basınının yükselmesi ve yücelmesi gerekir. Anadolu basını, çokseslilik ifadesidir. Ama geçmiş yıllara baktığımız zaman, Anadolu basını konusunda çok fazla bir yatırım yapılmadığını görüyoruz. Bu belki de devletten beklendi. Eğitim yönünden insana yatırım yapılmadı.
Bu anlamda, Anadolu basınına devletten yeterli desteğin sağlanması gerekmektedir. Birinci derece gerek araç, gerek makine ve insan kaynağı olarak, Anadolu basınına destek olunması gerekir. Anadolu basınında insan yetiştirilmesi çok ilkel usüllerle yürütülmektedir. Usta-çırak ilişkisi veya çalakalem gazetecilik hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Bunun bir düzeni olmalı. Yetişmiş insanların, Anadolu basınına destek amacıyla kurslar, seminerler gibi aktiviteler düzenlemesi gerekir.
2000’li yıllara girildiği bu günlerde basın organlarının bölgesel haberlere daha çok önem vermeleri gerekmektedir. Ulusal yayın organları bölgesel haberlere maalesef fazla giremiyorlar. İşte, bu bölgesel alanda yayın yapan organ, Anadolu basını olacaktır. Bu nedenle Anadolu basınının ihtiyaçlarını giderme noktasında devletin yardımcı olması gerekir.
Anadolu basınının da kendisini geliştirmesi gerekir. Her şeye rağmen yaptığımız işin bilincini ve sorumluluğunu bilip ona göre davranmalıyız. Nice güzel toplantılarda birlikte olmak dileğiyle saygılarımı sunarken, bu arada sayın Bakanım, değerli misafirlerimiz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar Konseyi Toplantısı nedeniyle maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen başta sayın Valimiz Cahit Kıraç’a, Belediye Başkanımız Ahmet Er’e, Ticaret Odası Başkanımız Bayram Aydın’a, Esnaf Odaları Dernek Başkanımız Doğan Ceylan’a ve cansiperane çalışan gazeteci arkadaşlarıma teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Milletvekilleri, Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar, değerli meslektaşlarım.
Bugün toplantımız gerçekten hepimize heyecan veriyor. Bu toplantı aslında yaklaşık on yıldır hepimizin düşlediği bir hayalin gerçekleşmesi, hayata geçmesinin somutlaşmasıdır.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin gazetecilik mesleğine, meslek ilkelerine gönül vermiş insanların güçbirliği içinde çalışması, seslerini, sorunlarını, dileklerini birlikte gündeme getirmeleri, kamuoyuna duyurmaları açısından bugüne kadar eksikliği çekilen bir ihtiyacı karşılayacağı açıktır.
Bu toplantıların çok özlü bir geçmişi var. Daha önce Aydın’da, Balıkesir’de başlatılan ve bir önceki toplantıda Başkanlar Konseyi adıyla İstanbul’da şekillenen ve bugün burada gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Konseyi toplantısında bu güçbirliğinin, bu işbirliğinin gerçekleşmesine değerli katkıları olan başta İzmir Gazeteciler Derneği Başkanı mesleğimizin duayeni sevgili İsmail Sivri’nin, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin kardeşimizin ve Aydın, Balıkesir gazetecileri başta olmak üzere bütün siz Cemiyet Başkanlarımızın, yöneticilerinin büyük katkısı vardır. Bu katkı, bu heyecan, bu birliktelik bugün Türkiye’de aslında bir ihtiyacın karşılanması anlamını taşımaktadır.
Türk basınının sorunları her devirde olagelmiştir. Genel basınla yerel basının çok ortak sorunları da vardır. Ama şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; yerel basının sorunları daha fazladır, sıkıntıları daha fazladır. İşte bu güçbirliğinin; yerel basının bugüne kadar gerektiği şekilde muhatap bulamamış, çözüme ulaştırılamamış sorunlarının çözüme ulaştırılmasına da katkıda bulunacağı ve yine, genel basın çerçevesinde de Türk basınının, o demektir ki; Türk demokrasisinin aynı zamanda genel sorunlarının çözüme ulaşması olanağı sağlanacağı kesindir.
Ve bu birliktelik, Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi çatısı altındaki bu birliktelik, kamuoyunda olsun, yönetimlerde olsun, mesleğin gerçek sahiplerini belirlemede, muhataplarını belirlemede ve çözüm yollarını aramada tercihlerinde kendilerine de sağlıklı bir anahtar oluşturacaktır, bir yol gösterici olacaktır.
Her kesimde görüldüğü gibi basın sektöründe de elbet birtakım enflasyonlar, meslek ilkelerinden sapmalar görülmektedir. Yine her kurumda, her sektörde olduğu gibi temsilci ve dernek temsilcilerinin enflasyonu karşısında, kamuoyunun birtakım flu tablolar karşısında kalmasıdır. Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi; Türkiye’de bu mesleğin salt temsilcilerinin örgütlerinin oluşturduğu bu konsey; bu fluluğu, bu bulanıklığı giderecek bir girişimdir.
Bu nedenle bu girişime katkıda bulunan tüm arkadaşlarımı, tüm meslektaşlarımı özellikle kutluyorum. Heyecanlarını paylaşıyorum. Bu toplantımıza onur veren Devlet Bakanı Sayın Zeybek’e teşekkürlerimi sunuyorum.
Ben tabii ayrıntılara, teknik sorunlara girmiyorum. Açış konuşmamı da, belki de haddinden fazla uzatmış bulunuyorum. İki gün boyunca burada konuşacağız ve konseyimizin verdiği karar doğrultusunda ortaya çıkan sorunları bir rapor halinde basınla ilgili Sayın Devlet Bakanımıza sunma olanağını da elde edeceğiz. Bu her iki taraf için de bir kolaylık sağlayacaktır.
Bu düşüncelerle çalışmalarımızda hepimize başarılar diliyorum, saygılar sunuyorum.
 
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Belediye Başkanım, değerli Milletvekilleri, değerli konuklar ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelen değerli meslektaşlarım, Cemiyet Başkanları,
Aslında ben bugün hem bir mutluluğu hem de mutsuzluğu yaşıyorum. Çünkü Sayın Güreli’nin de söylediği gibi on yıldan beri atılan adımlar bir adım ileriye gitmedi. Belki bugün alacağımız kararlarla şimdiye kadar ileriye götüremediğimiz bu organizasyonu gerçekleştirebileceğiz.
Ben eleştiriye çok değer veren bir arkadaşınızım. Ancak, özeleştiriyi eleştiriden daha önemli ve kutsal görüyorum.
Başkanlar Konseyi’nin bugün burada toplantısı yetmez arkadaşlar. Bugün Türkiye’de 214 Gazeteciler Cemiyeti ve Derneği var. Üzülerek belirteyim ki, ama hiç küçümseyerek değil; Türkiye’de eğer berberler bir federasyon çatısı altında bir araya gelmişlerse, şoförler bir federasyon çatısı altında bir araya gelmişlerse ve biz bu ülkede birliği her zaman savunan kişiler, Gazeteciler Cemiyet Başkanları hâlâ 214 ayrı çatı altında sorunlarımızı çözmeye çalışıyorsak bu bir meslek ayıbıdır. Bu cemiyetlerin ayıbıdır. Şimdiye kadar yapılan sen-ben kavgasının sonucudur. Bu organizasyonumuzu gerçekleştiremeyişimiz, bizim tek ses, tek yumruk olmamızı engellemiştir. Bu engelleme bizi tek ses ve tek yumruk halinde görmeyen birtakım kişilerin işine gelmiştir ve olagelmektedir. Bizim tek ses ve tek yumruk haline gelemeyişimiz, devletin birtakım imkânlarından yararlanamama gibi önemli bir sonucu oluşturmaktadır.
Değerli Cemiyet Başkanları,
Ben hepinizin hangi güç koşullar altında bu cemiyetleri yaşatmaya çalıştığınızı biliyorum. Burnu yere düşse yerden almayan arkadaşlarımın, sırf bu cemiyetler yaşasın diye, Bayram Gazetesi çıkarmak için kapı kapı dolaşıp ilan istediklerini bilirim. Artık bunları geride bırakalım, burada bir çatı altında toplanmanın adımını atalım. Çünkü sorunlarımız ortak, çözüm yolları da ortak. Anadolu basını da ancak sorunlarına bu yolla çözüm bulabilir.
Devletin trilyonlara varan imkânları, İstanbul’da medya plazalar yapılması için kullanılırken, hâlâ daha Anadolu’daki gazetelerin kurşun kokan bodrumlarda görev yapmaya çalışmaları ve devletin imkânlarından yararlanmamaları nasıl bizim için meslek ayıbıysa, aynı zamanda bir siyaset ayıbıdır, bir demokrasi ayıbıdır.
Yine üzülerek belirteyim ki; 60’lı yıllardan sonra ortadan kalkan besleme basın, bugün büyük kentlerde hortlatılmıştır. Gerçek besleme basın, devletten trilyonlarca kaynak alan, belirli yılları ödemesiz kaynak alan büyük basındır. Gelin bunları, tek ses halinde konuşmanın yöntemini bir çatı altında toplanarak bulalım.
Anadolu basınının sıkıntılarını biliyorum. Çünkü şu anda sizlere hitap etme onurunu taşıyan bendeniz; çocukluğunu Erzurum Cumhuriyet Caddesi’nde Efkaf apartmanlarının altında Doğu Gazetesi’nde geçirmiş bir kardeşinizim. O zaman entertipler de yoktu. Küçükken hayranlıkla, kasalardan o kurşun harfleri teker teker dizen mürettipleri seyrederdim. Hâlâ belleğimde onlar. Bugün burada, Aksaray’da, dört yerel gazete, iki televizyon ve sekiz radyonun olduğunu öğreniyorum. Aksaray’da bu bir gelişme, ama sağlıklı bir gelişme değil. Eğer belirli yerlere yeterince ulaşamıyorsak, sayının çokluğu hiçbir şeyi ifade etmez. Çünkü bugün Türk basını, görünenin çok ötesinde tekelleşme gibi bir olguyla karşı karşıyadır.
Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde kamuoyunu aydınlatma görevi, ülkemizde olduğu gibi yerini yönlendirme görevine terketmemiştir. Bugün radyolar, gazeteler, televizyonların büyük bir kısmı ikibuçuk elde toplanmıştır. Tekelleşme, demokrasinin karşıtıdır. Tekelleşme, sansürün bizzat ikiz kardeşidir.
Biz bu sorunları, ancak sesimizi birlikte yükseltirsek çözebiliriz. Bizim dağınıklığımızdan bugün siyaset de yararlanıyor. Buna engel olalım. Buna hep birlikte karşı çıkalım.
Şunu da açıkça söylüyorum, uzun yıllardan beri öncülüğünü yapmaya çalıştığım federasyon olgusu, hiç kimseye ama hiç kimseye bir makam ve kartvizit verme amacını taşımamaktadır. Hangimiz, hanginiz önümüze geçer, başımıza geçerse, ben Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak ona nefer gibi hizmet etmeye her zaman hazırım.
Bu genel konuları ilettikten sonra, yüreğimden gelen birkaç cümleyle sözlerimi bitirmek istiyorum:
15 yıllık çalışma hayatımda ben gazeteciliği bir meslek olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi olarak gördüm. Bu süre içerisinde teypleri, fotoğraf makinelerini ve kameraları her kapıyı açan maymuncuk olarak görmedim. Haberin kutsallağına hep inandım, ama cevap hakkının haber kadar kutsal olduğunu hiç aklımdan çıkarmadım. Bütün bunların ötesinde hiçbir haberin, ama hiçbir haberin bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden daha önemli olduğuna, hiç ama hiç inanmadım.
Değerli arkadaşlarım,
Hep birlikte tartışalım. Bu ülke bir mozaik mi? Hayır. Çünkü, bugün Aksaray’da görüyoruz mozaik içindeki parçalar bir bütündür. Bu ülke bir ebrudur. Bu ülke bir renkler kaynaşmasıdır. Bu ülke bir yüzyıllar kucaklaşmasıdır.
Biz yüzyılların kederiyle, tasasıyla bu toprakları anayurt edinmişiz. Üzerine basarak söylüyorum, anayurt edinmişiz ve bu anayurdun bugünkü adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
İlkeliliğimizi sürdürdüğümüz sürece, gökkubbe yerinde durduğu sürece, bu ülkenin Misak-ı Milli sınırları içerisinde Türk Bayrağı dalgalanacaktır.
Ve biz bu mesleğin insanları olarak, bu bayrağın o gönderde durmasına bedenimizle ve fikrimizle hizmet edeceğiz. Onun için hiçbir komplekse kapılmadan, başına-sonuna hiçbir takı koymadan, hepimiz ama hepimiz “Ne Mutlu Türküm” diyebilmeliyiz.
Ve hepimiz Atatürk’ün 1924’te söylediği “Türk basını Cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır” sözünü başucumuza koymalıyız. Bunu bir direktif olarak kabul etmeliyiz. Çünkü biz bu ülkenin yüreğiyiz.
Hepinize saygılar sunuyorum.
İzmir Gazeteciler Cemiyet Başkanı İsmail Sivri’nin konuşması:
Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanı, çok sevdiğim cemiyet başkanları, değerli konuklar.
Öncelikle hepinizin huzurunda Anadolu’nun dört bir köşesinden gelmiş olan cemiyet başkanlarını, bu kısa boyumla ayağa kalkıp selamlıyorum. Bu toplantıya geldikleri için, hepsine şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye gazetecilerinin, güçbirliğini oluşturma yolunda ilerlemekteyiz.
Bir gün, Aydın’dan bir mektup aldım. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik toplantıya davet ediyordu. Bu toplantıya gittim. Orda bir tablo çizildi, hayal gördük.
Senelerdir Nazmi Bilgin federasyon için uğraşıyor, olmuyor. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, 1930’larda matbuat cemiyetini kurmuş. Ankara gazetecilerinin çeşitli dertleri var. İstanbul ve diğer güçlü cemiyetler, bu dertlerin dışında.
Orada, Aydın’daki toplantıda hep beraber arkadaşlarla sekiz, dokuz, on, oniki gazeteciler cemiyet başkanı, “Acaba bir güçbirliği oluşturabilir miyiz? dedik. Bunun üzerine Balıkesir Cemiyeti Başkanı, (bilmeyenler için anlatıyorum) bizi Balıkesir’e çağırdı. Oraya Nail Güreli geldi. O zaman Mustafa Bey ile Reşit Bey’e “Bu iş oluyor, çünkü İstanbul, Ankara gelmeden bu işi kotarmamızın olanağı yoktur. Buraya asıl Nazmi Bilgin’i de çağıracaktın” dedim. Çağırdığını, işi olduğu için gelemediğini söyledi. Sonra Nazmi Bilgin’le konuştum. A’dan Z’ye kadar bizimle beraber olduğunu söyledi.
Şimdi huzurunuzda, her iki Başkan’a da teşekkür ediyorum. Değerli İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları bu olaya sıcak bakmasalardı Osmanlı’dan beri başlayan istanbul-Bizans ve güçlü cemiyetler gözüyle olaya baksalardı, bugün burada toplanmamıza imkân yoktu. Hepinizden her iki başkanı alkışlamanızı rica ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Bunun dışında fazla vaktinizi almamak için çok az şey söyleyeceğim. Bu güçbirliği, başkanlar konseyi dediğimiz; adı ne olursa olsun, çeşitli illerde çeşitli zamanlarda başkanların birbirleriyle konuşmalarıyla kurulacak bu güçbirliği, hiçbir şey yapmasak da biraz önce Nazmi Bilgin’in dediği gibi, eğer özeleştiri yapabilirsek, bu mesleğimizin yücelmesi ve yükselmesi için çok önemli olacaktır.
Anadolu basınının çok büyük sorunları var. Sayın Bakan’dan rica ediyorum. Anadolu basınının çok fazla halledilecek sorunları var; kendi güçleri ile halledilecek sorunları var. Bir de Türk basınının çok genel sorunları var. Senelerden beri cemiyet başkanları olarak Adana’da, Balıkesir’de, Trabzon’da yapılan toplantılarda, her yerde yapılan toplantılarda bunlar dile getiriliyor ama mum dibine ışık vermez misali, Türk basınında ve diğer televizyonlarda (TRT hariç) bu başkanların söylediğini duymak olanağı yoktur. Şimdi bu görev Anadolu basınına düşüyor. Bunları siz duyurun, İstanbul basını da okusun.
Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. 
Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek’in konuşması:
Sayın Vali, Sayın Milletvekilleri, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Başkanlar ve tabii Sayın Basın Mensupları.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve bu güzel toplantının kutlu olması, yararlı olması dileği doğrultusunda, hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Başlangıçta yaptığı açış konuşmasında Sayın Nail Güreli’nin bir cümlesini yakaladım. Çok haklı olarak ve doğru olarak Sayın Güreli şöyle dedi: “Türk basını, o demektir ki Türk demokrasisi. Türk basınının sorunları demek, Türk demokrasisinin sorunları demek.” Doğrudur. Basının sorunları, demokrasinin sorunlarıdır. Hele bugünkü dünyada, dünyanın yeniden oluştuğu bu çağda, bu husus çok daha büyük önem ve değer kazanmıştır. Demokrasi, ama, acaba biz demokrasiye ne kadar ulaştık? Biz demokrasiye ulaşmak yolunda adımlarken, demokrasi hangi boyutlara ulaştı? İzin verirseniz bildiğiniz gerçekleri tekrar ederek, önce bu konuyu açmak istiyorum:
Demokrasi; halkın kendi kendisini yönettiği rejim diye tarif edilir. Yani halk, kendi yönetimcilerini kendisi seçerse bu demokrasidir, ama bu klasik demokrasidir. Bu temsili demokrasidir. Bu tarif doğru, bizim mekteplerde okuduğumuz yıllarda, hukuk fakültelerinde okuduğumuz yıllarda bunlar böyle anlatılıyordu.
Ama buna eklemeler de yapılıyordu. Eğer seçim, yani halkın yöneticilerini seçtiği sistem, demokrasinin oluşması için yeterliyse, mesela Nazi Almanyası da, Mussolini İtalyası da, 70 yıllık Sovyet sistemi de demokrasidir denilebilir ve gerçekten de bunlar bazen kendilerine demokrasi de demişlerdir. Milli demokrasi diyenler olmuştur, halk demokrasisi diyenler olmuştur, ve gerçekten bunlarda seçim de yapılmıştır. Yani Hitler de, Mussolini de seçimle gelmişlerdir. 70 yıllık totaliter sistemde de, yani Sovyetler Birliği’nde yöneticiler seçimle gelmişlerdir.
Demek ki seçim, demokrasinin oluşması için tek başına yeterli değil. Eğer seçimin bütün şartları oluşmuş olsa bile, yani gerçekten seçme ve seçilme hakkı tam anlamıyla gerçekleşmiş olsa bile, yeterli değil.
Çünkü hâlâ, bizim toplumda problemlerimiz var. Bir kısmı çözüldü, bir kısmının bence çözülmesi gerekir. Anayasa planında çözüldü, yasalar planında, hayata intikalinde hâlâ eksiklerimiz var. İnşallah onlar da çözülecek.
Diyorum ki; gerçekten tam anlamıyla demokratik bir seçim ortamı meydana gelse bile; bunun adı ancak dört-beş yılda bir gün demokrasi olur. Dört-beş yılda bir gün. Eğer ülkede insan hak ve hürriyetleri olgun anlamda gerçekleşmezse, o ülkede demokrasi yoktur, seçim olsa bile.
Demek ki demokrasinin ikinci ayağı var: İnsan hak ve hürriyetlerinin gerçekleşmesi. Hem seçimler için demokrasinin basına ve basın hürriyetine ihtiyacı var, hem de insan hak ve hürriyetlerinin en önemlilerinden olan düşünceyi yayma, düşünme ve düşüncesini yayma hakkı ve hürriyeti bakımından demokrasinin basına şiddetle ihtiyacı var.
Burada basın yoluyla hak ve hürriyetlerin yaygınlaştırılması derken; sadece, mevzuat engeli değildir engel. Mevzuat engelinin dışında da, değerli dostlarımızın söylediği gibi, başka engeller oluşabilir. İç engeller oluşabilir. Onlara karşı da Gazeteci Cemiyetlerinin Başkanlarının bilincine teşekkür ederim ve katıldığımı söylerim.
Şimdi çağdaş demokrasi derken, hemen aynı konuya geliyoruz. Yine bildiğiniz gerçeği tekrar etmek istiyorum.
Demokrasinin üçüncü ayağı, katılımcılıktır. Eğer bugünkü çağdaş dünyada yöneticiler, devleti yönetenler, seçimle gelenler, kitle örgütleriyle, gönüllü kuruluşlarla sürekli işbirliği halinde yönetimi gerçekleştirmiyorlarsa, o ülkede katılımcı demokrasi yok demektir. Olgun anlamda demokrasi de bugün ancak katılımcılık ayağının gerçekleşmesiyle ortaya çıkar.
O bakımdan diyorum ki; Sayın Güreli’nin söylediği yüzde yüz doğru. Türk basınının sorunları, (onun üslubuyla söylüyorum) o demektir ki, bugün burada Türk demokrasisinin sorunları, sıkıntıları konuşulacaktır.
Sözlerimin sadece dilden gelen sözler olmadığını, yürekten gelen sözler olduğunu en azından geçmişteki uygulamalarımı hatırlayanlar bilecektir. “Ne gerek bize demokrasi?” diyenler olabilir.
Bize demokrasi çok gerekli. Çünkü, insanın mutluluğunu sağlayacak rejimdir “demokrasi”. Ferdin, bireyin mutluluğu, ancak demokratik sistemlerde ortaya çıkar. İnsanın gerçek anlamda manevi yükselişi, ancak demokratik sistemlerde gerçekleşir ve bugünkü çağda tutunmanın, dayanmanın, var olmanın, bugünkü çağa uyum sağlamanın tek yolu vardır: “Demokrasi”.
Bilgi çağı çokça söyleniyor. Bence her toplantıda söylenmeli. Hani her namazdaki, her rekâttaki Fatiha gibi her toplantıda mutlaka bilgi çağının gerçekleri gündeme getirilmeli.
Çünkü biz eğer bilgi çağının dışında kalırsak, kaçınılmaz bir şekilde yeni dünyanın sömürgeleri olmaya mahkûm olacağız. Onun için ne kadar gündeme getirilse o kadar azdır. Bilgi çağını sağlayan, büyük gelişmeyi gerçekleştiren de demokratik toplumlardır. Yani bilgi çağı insan hak ve hürriyetlerinin bulunduğu yerlerde ancak ortaya çıkmıştır ve bilgi çağı da katılımcılık demektir. Bilgi çağının siyasi sistemi, katılımcı demokrasidir. Katılımcı demokrasi, hem bilgi çağının sebebi, hem de onun sonucu olmuştur. Birbirini tamamlayan iki düşünce olmuştur.
Dolayısıyla bu topluluğu, ben gerçekten benim için iyi bir fırsat sayıyorum. İyi ki gelmişim buraya diyorum. Yanlış yapıp da gelmemezlik etmemişim. Gelmeliydim. Başka hangi önemli işim olursa olsun, onları iptal edip gelmeliydim diyorum. O bakımdan bana çağrıda bulunan, gelmem konusunda ikaz eden Sayın Başkanlara da teşekkür etmek istiyorum.
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden ve Anadolu Ajansı’ndan sorumlu Devlet Bakanı olarak, tabiidir ki sizin konularınızla ilgili çözümleri getirmek de, -hükümet planında, kamu planında- benim işim, benim görevim. Ama ben, işimi masa başında oturup, kitaplardan yahut kendi zihni birikimlerimi ortaya koyarak gerçekleştirirsem, o zaman söylediğim şeylere aykırı hareket etmiş olurum. O bakımdan Sayın Başkanlarımız biliyorlar, bu ayın 28’indeydi, yine kendilerinin görüşüne uyarak, -bunu da katılımcı anlayışın bir gereği saydım-, Eylül ayı içinde Ankara’da bu konularda özel bir toplantı düzenleyeceğiz ve basın-yayın genel kanunlarının düzenlemelerini yeniden gözden geçireceğiz.
Basın Kanunu, Basın-İş Kanunu, şimdi RTÜK diye söylemek moda olan kanun ve Basın Kartları Yönetmeliği gibi konuları madde madde gözden geçireceğiz. Kendilerinin, sektörün, sektörü temsil edenlerin görüşlerini alacağız. Sonra bu görüşler doğrultusunda düzenlemeler için, gereği neyse onu yapmak çabası içinde olacağız.
Kelimeleri dikkatle seçiyorum. Kendimi yanlış taahhütlerin altına sokmamaya çalışıyorum. Gerçekleştireceğiz sözü başka bir sözdür, gerçekleştirmek çabası içinde olacağız sözü başka bir sözdür.
İnşallah, bu toplantıdan sonra yine sizin sözcülerinizin görüşlerini nazara alarak Eylül veya Ekim ayı içinde bir Basın Kurultayı düzenleyeceğiz. Bu basın kurultayı, sürekli bir basın kurultayı haline gelecek. Böyle bir gayretimiz ve böyle bir çabamız var. Hemen arkasından alt kurultaylar düzenleyeceğiz. Nedir o? Anadolu basınının meselelerini incelemek üzere bir kurultay düzenleyeceğiz. Bu bir çalışma metodudur. Katılımcı anlayışın bir gereğidir.
Geçmişte Allah nasip etti, yönetimin takdiri oldu, bir bakanlık daha yapmıştık. Hatırlayanlar hatırlarlar ki, en çok siz takip ediyorsunuz, siz değerlendiriyorsunuz. O dönemde de, kültür meseleleriyle ilgili böyle bir çabamız olmuştu ve sektörden öğrendiklerimizi hayata intikal ettirmek için ne mümkünse onu yapmak gayreti içinde olmuştuk.
Sayın Güreli’den sonra Sayın Nazmi Bilgin’in ortaya koyduğu, ısrar ettiği, heyecanını ifade ettiği bir konuya gelmenin şimdi tam çağıdır, tam zamanıdır.
Katılımcı demokrasi dediğiniz sadece, Türkiye’yi belli bir usule göre seçilenlerin yönettiği bir sistem değildir diye, ifade ettim.
Ben de bir milletvekiliyim, ama milletvekilinin itibarını yükseltmenin yolu da, o olgun yere koymaktan geçer. Çağdaş toplumlarda her müessesenin bir yeri vardır. Dolayısıyla Meclisin itibarını yükseltmekle birlikte, gönüllü kuruluşların itibarını da yükselterek, gücünü de çoğaltarak, belli bir yere koymak gerekir.
Eğer çağdaş anlamda bir hayat tarzı inşa etmek istiyorsak; “siz inşallah bu toplantıdan mutlaka federasyon kararı çıkarmalısınız” diyorum. Yürekten katılıyorum.
Sizin federasyon kurmamış olmanız kiminin işine gelir, kiminin işine gelmez. Bu beni ilgilendirmiyor. Benim işime geliyor.
Benim bulunduğum yerde, benim bulunduğum konumda, benim hayat tarzım, hayat düşüncem sizin mutlaka güçbirliğinizi sağlamanız gereğini ortaya koyuyor. Federasyonu, “mutlaka kurmalısınız” diyorum. Bu da benim size bir vatandaş olarak şiddetle tavsiyem olsun. Ayrıca izin verirseniz, küçücük bir gazeteci olarak da sizden böyle bir talepte bulunmak hakkım olsun. Yani gazeteci şapkamı başıma geçirip size söyleyeyim: “Başkanlarımız, şu toplantıda mutlaka federasyon kurma kararını almalısınız.”
Biliyorum ki bir dönem Türkiye’de bütün bu anlattıklarımızın tersi bir anlayış haâkim oldu, demokrasiyi olabildiğine yaymak ve genişletmek yerine, olabildiğine kısıtlama gayretleri oldu. Bütün bunlar bir dönem oldu ve sanki 80 öncesi olayların sebebi dernekleşmeymiş gibi, sanki 80 öncesi olayların sebebi dernek yöneticilerinin, esnafın, yani halk tabakalarının siyasete katılımıymış gibi bir anlayış hâkim oldu ve Türkiye’de dernek kurmak, federasyon kurmak, konfederasyon kurmak çok zorlaştırıldı.
Bütün bunları biliyorum ama şunu da biliyorum ki bizim halkımızın gücü bütün bunları aşmaya yeterlidir. Birileri dernek kurmayı zorlaştırdı, ama halkımızdaki öğrenme gücü, öğrenme kudreti, ortaya koydu ki, dernek kurmaktan daha zor olan vakıflar yolu tercih edildi. Vakıf adı altında dernekler çoğaldı. Yine bizim teşkilatlanma gücümüz, şu anda gördüğümüz manzarayı ortaya çıkardı.
Dolayısıyla biz bu federasyon halini aşarız, ama vakıf da düşünülecek bir hadisedir. Eğer bir yolu kapıyor ve zorluyorsa, siz başka bir yoldan gider, yolunuzu bulup örgütünüzü kurarsınız. Ama ben, mutlaka kurulmalı diyorum.
Bu kurulmuşsa, mesela neden bu basın kartları konusu devletin işi olsun artık? Ama, şimdi devlet bunu kime devredecek? Sizin federasyonunuz olduğu zaman “buyurun sarısını da siz verin, mavisini de siz verin” demek imkânı olurdu. Bu sizin işiniz. Kimin gazeteci olduğuna, kimin olamayacağına neden siz karar veremiyorsunuz? Neden Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nde en altta çalışanların bile sarı basın kartı olurken, yıllarını gazeteci olarak geçirmiş birtakım insanlarda hâlâ böyle imkânlar yok? Yani birtakım terslikleri önlemenin yolu da, kararı sizin vermenizdir diyorum.
Sonuç itibariyle; Sayın İsmail Sivri’nin sözlerine de katılarak, Anadolu basınının önemini ben de vurgulamak istiyorum. Çünkü Anadolu basını, bugün en azından amatör ruhunu daha yitirmemiş ve gerçekten düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin önemli kalelerinden birisidir. Dolayısıyla onun meseleleri çözülmelidir.
Bakanlık olarak yapmayı düşündüğümüz, siz de uygun görürseniz yapacağımız bir-iki etkinlikten daha söz etmek istiyorum.
Ankara’da ve İstanbul’da birer eğitim merkezi kuracağız. İnşallah İzmir’e de bunu intikal ettiririz, ama ilk kararı verdik.
Bu eğitim merkezinde hizmet içi eğitimi, yani meslek içi eğitimi yapacağız. Sadece Ankara ve İstanbul’daki gazetecileri değil, Anadolu’dan da sizin seçtiğiniz, sizin örgütünüzün seçtiği gazetecileri alacağız ve inşallah eğiteceğiz.
Hangi konuda eğiteceksiniz derseniz; hayat öyle hızla gelişiyor ki sizin mekteplerde, mektepli de olsanız öğrenemediğiniz konular var. Belki hatırlayanlarınız olabilir, benim şu andaki Basın Müşaviri arkadaşım, “Ben de vaktiyle sizin o kursunuzdan geçmiştim” dedi. Kültür Bakanlığım döneminde “hızlı okuma teknikleri” diye bir kurs başlatmıştım ve önce gazeteci arkadaşlara Bakanlığın imkânlarıyla bu kursu tahsis etmiştim. Hızlı okuma teknikleri diye bir kavram var, çağdaşlığın icaplarından birisi.
Ben şahsen, bir şirketler topluluğuna koordinatörken beş günümden vazgeçtim, böyle bir kursa girdim. Girdiğim gün dakikada 200 kelime okuyabiliyordum. Beş gün sonra 600 kelime okuyabiliyordum. Ama sonra öğrendim ki, öğretmen dakikada 2500 kelime okuyabiliyormuş. İşte o zaman ben de 2500 kelimeye nasıl ulaşabilirim diye kara kara düşünmeye başladım.
İşte dünya böyle bir dünya. Yani örnek olarak veriyorum. İnşallah bunları da yapacağız.
İnşallah sizi sıkmadım. Bütün bu “yapacağız” dediklerimi, eğer siz uygun görürseniz yapacağız.
Ayrıca; sayın Başkanlardan aldığım işaret doğrultusunda bir Türk Dünyası Basın Kurultayı’nı yapma kararı da verdik. Türk dünyasının, yani Türk Cumhuriyetlerinin gazetecilerini toplayarak, Türk dünyasının ortak basın meselelerini de konuşmak istiyoruz.
Bu arada şunu söylemek isterim; bu konunun uzmanı olarak zannetmeyin ki, her şeyi onlara biz öğreteceğiz. Hayır, bizim de onlardan öğreneceğimiz çok şeyler olduğunu, Türk dünyasının basın temsilcileriyle karşılaştığınız zaman göreceksiniz. Birbirimize öğreteceğiz ve böylece bir büyük dünyada inşallah birlikte ilerleyeceğiz.
Hepinize saygılar sunuyorum ve başarılar diliyorum.
Aksaray Toplantısının sonunda yapılan basın açıklamasında ise şunlar yer aldı:
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin Aksaray İlinde yapılan toplantısında, Gazeteciler Cemiyetlerinin Başkanlarının, Basın Konseyi’nden ayrılmaları kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, Basın Konseyi ile birlikte Türk Basın Birliği’nin, Anadolu Basın Birliği’nin ve benzer amaçla kurulmuş diğer kuruluşların, Gazeteciler Cemiyetlerinin yanı sıra basını temsil edemeyecekleri görüşü toplantıda benimsenmiştir. Cemiyet Başkanları, Basın Konseyi’ne üye olanların sorunlarının tek elden ve güçbirliği içinde çözümlenmesi için, öncelikle Basın Konseyi’nden istifasını kararlaştırmıştır.
Bu arada Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyetlerin çoğunun zaten Basın Konseyi’ne üye olmadığı saptanmıştır.
Haziran ayında oluşturulan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyet sayısı, Aksaray’daki toplantıda Sinop, Tokat, Niğde, Kahramanmaraş, Karaman, Adıyaman, Nevşehir ve Kırıkkale Gazeteciler Cemiyetlerinin de girmesiyle birlikte 54’e çıkmıştır.
Aksaray, Orta Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdülkadir Ay’ın başkanlığında yapılan toplantıda, Başkanlar Konseyi’nin yapılaşma çalışmalarının sürdürülmesiyle Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in sorumluluğunda oluşturulacak bir komisyon görevlendirilmiştir.
Bu arada her İlde bir Gazeteciler Cemiyeti’nin bulunması ilkesi kabul edilerek, birden fazla Cemiyetin olduğu illerde bu Cemiyetlerin birleşmesi için temenni kararı alınmıştır. 
Gazeteciler Cemiyetlerinin belirlediği meslek sorunları, bir rapor haline getirilerek, Eylül ayında Basınla ilgili Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek tarafından düzenlenecek toplantıya götürülecek. Bu arada, bayram gazeteleri geleneğinin yeniden sürdürülmesi, promosyonların kültürel ağırlıklı ve belli kurallar çerçevesinde olması, kamu kurumları reklamlarından yerel basına da fon ayrılması yönünde çalışmalar yapılması kararlaştırıldı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin bundan sonraki toplantısı, Çukurova, Mersin, İskenderun, Antakya, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman Gazeteciler Cemiyetlerinin ortak katkılarıyla 24-25-26 Ekim 1996 günlerinde Adana’da yapılacak.”
5. Toplantı (Adana)
25-28 Ekim tarihlerinde, Adana’da toplanan 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanının katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Anadolu basınının sorunları, basın özgürlüğü, basında tekelleşme tartışıldı. Federasyon ya da Basın Meslek Odaları şeklinde bir örgütlenmenin meslek ilkelerinin yaşama geçirilmesinde ve yitirilen saygınlığın yeniden kazanılmasında önemi gündeme getirildi.
Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyetinin, “Gazeteciler Federasyonu ve Basın Meslek Odaları Kuruluşu ile ilgili görüşler”ini bildirdiği raporunda şunlar belirtildi:
“Ülkemizde mevcut basın mesleğini ve mensuplarını temsil eden kuruluşların güçbirliği halinde bir çatı altında toplanması ihtiyacı giderek artmaktadır.
Aydın’da başlayan ve Adana’da beşincisini gerçekleştirmekte olduğumuz toplantılar zinciri bu konudaki ortak isteği ortaya çıkartmıştır.
Bugüne kadar “Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları Konseyi” adıyla toplanan, ancak yasal bir dayanağı olmayan bu platformun nasıl bir oluşum içinde tüzel kişilik kazanacağı henüz belirlenememiştir.
Bu konuda iki ayrı öneri mevcuttur:
“Gazeteciler Federasyonu” veya “Basın Meslek Odaları”
Basın mesleğinin saygınlığının korunması, güçlendirilmesi ve benimsenen ilkeler doğrultusunda icra edilmesi amacıyla önerilen ilk alternatif “Gazeteciler Federasyonu”dur.
Böyle bir federasyon mevcut yasa gereği “Kamuya Yararlı Dernek” statüsündeki üç cemiyet tarafından kurulacaktır. Türkiye’de kurulu bulunan ve dileyen diğer tüm cemiyetlerin katılması düşünülen bu federasyonun kuruluş gerekçesi “Basın mesleğinin gelişmesi, saygınlığının korunması, düşünce özgürlüğünün her türlü kısıtlama ve saldırılara karşı korunması için içe yönelik otokontrol etkinliğinin de birlik-beraberlik içinde uygulanması” olarak ifade edilmektedir.
Bu amaca ulaşmak için belirlenen temel ilkeler ise;
a) Gazetecilik mesleğinin ahlaka aykırı özel amaçlara ve çıkarlara alet edilemeyeceği,
b) Yayın yolu ile hiç kimsenin ırk, cinsiyet, sosyal durum ve dini inançları nedeni ile kınanamayacağı, aşağılanamayacağı,
c) Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüklerinin sınırlandırılmasını, genel ahlak anlayışını, aile kurumlarının temel dayanaklarını sarsıcı, incitici yayınlar yapılamayacağı,
d) Devletin, milleti ve ülkesi ile bütünlüğünün tartışılamayacağı,
e) Halkın gerçekleri öğrenme hakkından kesinlikle ödün verilemeyeceği, olarak belirlenmektedir. 
Bu ilkeleri uluslararası basın meslek ilkeleri çerçevesinde genişletmek mümkündür.
Günümüzde genel olarak benimsenen meslek ilkeleri, kurulması planlanan Gazeteciler Federasyonu’nun ilkeleriyle aynı doğrultudadır.
Gerek yaygın basının, gerekse yerel gazetelerimizin neredeyse tümü yukarıda ifade bulan “Basın Meslek İlkeleri’ne uymaya söz verdiğini” zaten ilan etmektedir.
Ancak verilen bu sözün yaşama geçirilmesi sırasında durum çok farklıdır. Gazetelerinin bir köşesinde meslek ilkelerine söz verdiğini ilan eden pek çok basın kuruluşu yayınlarında bu ilkelere hiç ama hiç önem vermemekte, hatta bu ilkeleri gözardı etmekte, bu ilkeleri ayaklar altına almaktadır.
Bize göre konunun can alıcı noktası da burada yatmaktadır.
Son derece iyi niyetlerle ve mesleğimizi korumaya yönelik duygularla kurulması istenen Gazeteciler Federasyonu’nun bu tür yayınlar ve kuruluşlar karşısındaki tavrı ne olacaktır?
Bugün alınacak kararlarla belki de yaşama geçirilmesini sağlayacağımız bu federasyon, meslek ilkelerine uymayan basın-yayın kuruluşlarna hangi yaptırımları uygulayacaktır?
Yürürlükteki yasa gereği, kurmayı düşündüğümüz bir federasyonun bu tür olaylar karşısında “kınama”dan öte yapabileceği hiçbir şey yoktur.
Gönüllülük temeline dayalı olan derneklerde olduğu gibi bu derneklerin oluşturacağı bir federasyonun da tüm meslek mensupları üzerinde geçerli bir yaptırım gücü olması mümkün değildir.
Cemiyetlerin ve bunların oluşturacağı bir federasyonun mesleki anlamda bir denetim mekanizması olması da mümkün değildir. Yürürlükteki 2908 sayılı Dernekler Yasası’nın 18. Maddesindeki “Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye istifa hakkına sahiptir” ifadesiyle derneklere zorla üye kaydedilemeyeceği” hükme bağlanmıştır. Yine aynı madde, derneklerden istifanın tek taraflı bir tasarruf olduğuna hükmetmektedir. Dolayısıyla bu yasaya uygun kurulmuş bulunan derneklerimizin yaptırım gücü üyeleriyle sınırlı olup, dileyen üye, istediği anda istifa ederek ayrılma, ancak gazetecilik mesleğini bildiği gibi sürdürme hakkına da sahiptir.
Bir derneğin üyesi olmayan kişi ve kuruluşlar üzerinde söz sahibi olamayacağı da bir başka gerçektir.
Federasyonun belirleyeceği ilkelerin uygulama alanı da Dernekler Yasası ile çizilmektedir. Yani bir derneğe üye olmayan kişi veya kuruluş, o derneğin kararlarına uymak zorunda bırakılamaz.
Üyeler ise diledikleri anda istifa ederek kararlara uymamak hakkını korurlar.
Bazı illerimizde birden fazla gazeteciler cemiyeti vardır. Mevcut dernekleri benimsemeyen yedi kişi biraraya gelip üçüncü, hatta dördüncü cemiyetleri de kurabilirler. Bunun için hiçbir yasal engel de bulunmamaktadır.
Aynı şekilde bu yeni dernekler -ya da önce mevcut olan fakat federasyona katılmayanlar- arasından kamuya yararlı dernek statüsüne sahip olan üç tanesi birleşerek yeni bir federasyon oluşturabilirler.
Bu durumda özlenen birliktelik yine sağlanamayacaktır.
Mevcut Dernekler Kanunu’nun federasyon ve konfederasyonlarla ilgili hükümlerin yer aldığı dördüncü bölümünde aynı amaçlarla kurulabilecek federasyon sayısına bir sınırlama getirmemektedir.
Bu örnekleri vermemizin amacı, örgütlenme hakkının sınırlandırılmasından yana oluşumuz değildir. Ancak Aksaray Toplantısı’nda benimsendiği gibi “Her ilde bir cemiyetin bulunmasında yarar vardır.”
Dolayısıyla ülke çapındaki meslek örgütlerinin bir çatı altında toplanmaları da asıl amacımızdır.
Dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir başka nokta da, merkezi nerede olursa olsun, kuracağımız bir federasyon yönetim gücünün, Anadolu’da nasıl temsil edileceğidir.
Mevcut yasaya göre “federasyonlar ne ad altında olursa olsun merkezleri dışında örgüt kuramazlar, temsilcilik açamazlar.”
Bu durumda Anadolu’da kurulu bulunan Gazeteciler Cemiyetleri ağırlıklı olarak federasyon yönetimi dışında kalacak, yerel sorunlarının çözümünde federasyonun gücünü gerektiği şekilde arkalarında bulamayacaklardır.
Basın mesleği ciddi ve güçlü bir kuruluş tarafından temsil edilmeli, yönlendirilmelidir.
Aksi takdirde şu anda mesleğimizin yaşadığı belirsizlikler ve karmaşa sürüp gidecektir.
Mesleğimizin hızla erozyona uğrayan saygınlığı ve etkinliği de tamamıyla yok olacaktır.
Bu günleri bile arayacağımız günler uzakta değildir.
Bu noktada sorulması gereken bir soru vardır.
-Mesleki bazda- kişi ve kuruluşlar üzerinde bağlayıcı bir karar yetkisi bulunmayan, yaptırım gücü olmayan ve gerek üyelik, gerekse kararları benimseme konusunda tamamiyle “gönüllülük” temelleri üzerinde duracak olan bir Gazeteciler Federasyonu hangi gücüyle birleştirici olacaktır.
Oysa mesleğimizin ciddi anlamda birlikteliğe ihtiyacı vardır...
Bu birlikteliği sağlayacak olan örgütlenme modeli BASIN MESLEK ODALARI’dır.
Uyulması gereken mevcut meslek ilkelerini korumak ve basın kuruluşlarının bu ilkelere uymasını sağlamak, üyeleri üzerinde belli bir yaptırım gücüne sahip, ODA statüsündeki bir kuruluşun gücüyle gerçekleşebilir.
Federasyon Tüzüğü taslağında belirtilen meslek ilkelerini aynen -hatta genişleterek- kabul eden bir Basın Meslek Odası bu ilkelerin uygulanması noktasında yaptırım gücüne sahip olacağından bir federasyona göre çok daha avantajlı olacaktır.
Her şeyden önce, ODA statüsüne kavuşacak olan derneklerimiz bu statünün kendilerine vereceği güçle Anadolu’nun dört bir yanında mesleki sorunlarımızın çözümü için çalışabilecek, yerel problemlerini hızla kendisi çözebilecektir.
Gerçek anlamda bir güçbirliğinin sağlanabileceği, meslek ilkelerinin yaşama geçirilebileceği BASIN MESLEK ODALARI, zedelenen mesleki saygınlığımızı da yeniden sağlayacaktır.
Basın özgürlüğü, hepimizin büyük bir hassasiyetle sahip çıkması gereken bir hakkımızdır. Ancak bu özgürlüğün bilincinde olmak, bizlere yüklediği sorumluluğun gereklerini yerine getirmek gerekir. Özgürlüğümüzden ödün vermediğimiz gibi bu önemli sorumluluğu taşımaktan da kaçınamayız...
Günümüzde ise basın özgürlüğünü savunan, ancak bu özgürlüğün arkasına sığınarak kamu vicdanını zedeleyen, kamuoyunu yanıltan, basın özgürlüğünü siyasi, ticari ya da dini emellerine alet eden kurumların sayısı giderek artmaktadır.
Özgürlüklerin de sınırları olduğunu unutmamak, bu sınırlara hassasiyetle uymak gerekmektedir.
Basın özgürlüğünü sonsuz ve sınırsız bir hürriyet gibi algılamak ve o şekilde hareket etmek mesleğimize ağır darbeler vurmaktadır.
Basın Meslek odaları hür basının ihtiyacı olan basın özgürlüğünün sınırlarını kendi kendimizin çizmesini sağlayacak, sahip olacağı yaptırım gücüyle meslek ilkelerimize uyulmasını denetleyecek bir otokontrol mekanizması olacaktır.
Aksi takdirde alacağımız tüm kararlar “iyiniyetli bir temenni”den öteye gitmeyecektir.
Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nin Adana toplantısında sunduğu rapor ise “Yazılı ve Görsel Basının Sorunları”nı içermekte:
1) Öncelikle yerel basın, yaygın basın ile değerlendirilmemelidir.
2) Yaygın basına verilen teşvik kredileri dolara endeksli olduğundan yerel basın, kredi almaktan korkmaktadır. Yerel basına verilecek kredilerin miktarı esasında yaygın basın kadar fazla değildir. O bakımdan bu kredilerin uzun vadeli ve düşük faizli sanayi kredisi olarak, Türk lirasına endeksli hale getirilmesi gerekmektedir.
3) Yerel basının ilan-reklam gelirlerinin tamamı ya da bir bölümü vergi dışı bırakılmalıdır.
a) Yerel basında kâğıda sübvansiyon uygulanmalıdır. (kâğıdın başka amaçlarla el değiştirmesini önlemek için sübvansiyonlu ürünlerde filigran uygulaması yapılabilir.)
4) Basın İlan Kurumu’nun önderliğinde, yerel basın kuruluşları ile bir çatı altında toplanarak ortak bir sistem kurulmalı ve gazete baskıları bu tesiste yapılmalıdır.
5) Kamu kuruluşlarının ilanları, büyük şehirlerde yayınlanan ve Basın İlan Kurumu statüsüne bağlı ve yine şimdi olduğu gibi, Basın İlan Kurumu puanlarına orantılı olarak dağıtılmalıdır.
6) Yerel basına sübvansiyon sağlayan Resmi İlan Tarifesi her yıl yükseltilmesine karşın artan maliyetleri karşılamada yeterli olmaktan uzaktır. 
1980’li yıllarda İhale Yasası’nda yapılan değişikliklerle yerel gazetelerde ilanların yayın sayısı azaltılmıştır. Ayrıca 2886 sayılı yasaya tabi olmayan kamu kuruluşları alım-satım ilanlarını yerel gazeteler dışındaki araçlarla (hoparlör, duvar ilanı, vs...) yapmaktadırlar. Bu da basın ilanlarının hacmini düşürmektedir.
Kamu ilanlarının yerel basına yansıyan hacmini artırıcı karar ve önlemlere her zamankinden fazla gereksinim duyulmaktadır.
Türk Basını’nda toplumun çoğulcu yapısını tehdit eden tekelleşme eğilimlerinin, kamu çıkarı gözönüne alınarak önlenmesi için, batı tipi uygulamalarında başarılı sonuçlar alındığı gözlenen türde, Radyo ve TV’lerde olduğu gibi yazılı basında “Antitekel Yasası” çıkarılmalıdır.
Haksız rekabet koşullarının ortadan kaldırılması amacıyla “kültür amaçlı” programlar dışında bütün lotarya ve promosyon uygulamaları yasayla engellenmelidir. 
7) Posta ücretlerinde, tıpkı telefonlarda olduğu gibi yüzde 50 indirim sağlanmalıdır. Dolayısıyla gazeteler abonelere daha ucuz şekilde ulaştırılır.
8) Anadolu Ajansı’nın yerel basına uyguladığı ücretlerin indiriminde, yeniden düzenleme yapılması, yanı sıra geciken ücretlerde ajans haber akışını kesme yerine, belirli bir faiz uygulayarak geciken ücretleri tahsil etmelidir.
9) Gazete ve kitaptan Katma Değer Vergisi kaldırılmalıdır.
10) Toplumda gazete, kitap okunmasını özendirmek için Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve basın kuruluşlarının ortak çalışmaları sağlanmalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nca 1996/1997 eğitim-öğretim yılında okullarda uygulanacak okuma saatlerinde öğrencilerin yerel gazeteleri de okumaları özendirilmelidir.
11) Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce geleneksel olarak düzenlenen Özendirme Yarışmalarında yerel basın mensuplarının ilgisini çekici maddi ödüller konulmalıdır.
Gazetecilerin mesleki örgütlenmelerinde özlük haklarını, kültürel haklarını korumak, yasalar ve basın ahlak ilkelerine karşı sorumluluklarını düzenlemek amacıyla “Basın Odası” kurulması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
12) Teknolojik gelişmelerden faydalanılması için, bir defa olmak üzere gümrüksüz makina ve ekipman dışalım izni verilmelidir.
13) Haksız rekabeti önlemek için kültür ağırlıklı ve gazete maliyetine yansıtılmayacak promosyonların dışında, getirilecek bir yasayla, lotarya, promosyon ve kupon gazeteciliğine derhal son verilmelidir.
14) Dağıtım tekeli mutlaka kırılmalı, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen; Süreli ve Süresiz yayınların dağıtımının engellenmesi durumunda, kapatma veya para cezası uygulaması yasa teklifi, TBMM’den bir an önce çıkarılmalıdır.
15) Basında kıdem tazminatlarına güvence getirilmeli, Özel Sigorta Sistemi kurulmalıdır.
16) Özel televizyon kuruluşlarında sarı basın kartı sahibi gazeteci çalıştırma zorunluluğu getirilmelidir.
17) 657 sayılı yasayla getirilen kamu görevlililerinin bilgi ve demeç verme konusundaki kavramlar, gazetecilerin haber alma özgürlüklerini kolaylaştırıcı şekilde düzenlenmelidir.
18) Yerel radyo ve TV’lerin çalışmalarının düzenlenmesi amacıyla RTÜK İl Temsilciliği kurulmalıdır.
19) Toplumda çeşitli rahatsızlıklara yol açan “frekans kirliliği”nin önlenmesi amacıyla, radyolar üzerinde bir an önce çalışmaya başlanmalıdır.
KAYNAK:
20) Bütün bu önerilen ekonomik iyileştirmeler için gerekli kaynak, televizyon reklamlarından “Yerel Basını Kalkındırma Fonu” adı altında pay alınması sağlanabilir.
Adana, Türkiye’nin ikinci büyük metropolü olmaya aday bir bölgenin merkezi konumunda. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin de gelişmesine muhakkak gözüyle bakılan Adana’da bir Ulusal Basın Merkezi kurulması zorunluluk gibi gözükmektedir. Bu amaçla bütçeye ödenek konulması beklenmektedir.
Görsel Basının Sorunları
1. Türk Telekom’un Yerel, Ulusal ve Uluslararası TV’lere uyguladığı ücret tarifesi arasında çok büyük farklar bulunmaktadır. Şöyle ki:
a) Geçtiğimiz yıl aylık 50 milyon lira olan kablolu TV aboneliği, % 50 oranında artırılarak, süreli 75 milyon liraya çıkarılmıştır.
b) Türk Telekom yerel bir televizyon yayınını 3 aylık peşin almak ön şartı ile 225 milyon lira tahsil edilerek yayınlıyor. Oysa; telefon aboneliğinde fatura aylık konuşma yapıldıktan sonra tahsil ediliyor. Kablolu televizyonda ise daha yayın yapılmadan 3 aylık peşin olarak tahsil ediliyor.
c) Yaygın televizyonlar ülke genelinde yayın yapmalarına karşın, Türk Telekom’a sadece 250 milyon lira öderken, yalnız bir kente yayın yapan yerel televizyonlardan 75 milyon lira alınıyor.
d) Uluslararası televizyonlar, kablolu televizyondan ücretsiz yararlanıyor. Üstelik Telekom, uluslararası televizyonların görüntülerini en kaliteli olan K kanalından yayınlarken, yerel televizyonlara en kalitesiz olan F kanalı tahsis ediliyor.
2. Meteoroloji istasyonları ve TV’ler konumları farklı olsa da kamu görevi yapan kuruluşlardır. Özellikle meteoroloji istasyonlarının asil görevi günlük ve haftalık hava raporunu saptamak ve bu bilgileri kamuoyuna aktarmaktır. Varlık nedeni de budur. Ancak;
a) Kurulduğu günden bu yana, Radyo ve TV’lere hava raporlarını ücretsiz servis yapan meteoroloji 8 aydan bu yana, radyo ve TV’lerden ayda 12 milyon 500 bin lira olmak üzere, 3 aylığı peşin 37 milyon 500 bin lira almaktadır.
b) Birçok gideri olmasına karşın, gelir kaynağı sadece reklam olan TV’ler, bu ücreti vermekte zorlanıyorlar ve dolayısıyla hava raporlarını kamuoyuna yayınlayamıyorlar.
c) Bu durumda hava raporları sadece ulusal TV’lerde yayınlanıyor. Ulusal TV’ler ise ilçe ve kırsal kesimler yerine sadece kent merkezlerinin hava durumunu vermekle yetiniyorlar. Hava raporunun yerel TV’lere verilmesi halinde, bundan başta üreticiler olmak üzere, balıkçılar ve kamuoyu daha detaylı bilgileri elde etmiş olacaktır.
3. Yaklaşık 4 yıldan bu yana yayın hayatını sürdürmeye çalışan yerel televizyonlar için çözümlenmesi gereken en önemli sorun ise yasal düzenleme yapılmaması. Bu bağlamda;
a) Televizyon şirketleri geleceğe dönük yatırım yapmayı tasarladıkları halde yasanın çıkmaması nedeniyle ciddi kaygılar taşıyorlar. Yatırım yapmaktan da çekiniyorlar.
b) Bu durum yerel TV’leri olumsuz yönde etkiliyor. Çok arzu edilmesine karşın da istenilen kalite bir türlü yakalanamıyor.
c) Ve son olarak; kablolu yayın ruhsatı için RTÜK, 5 milyar lira talep etmekte olup, bunun da yüzde 10’unu (500 milyon lira) bu ayın 26’sına kadar yatırılmasını istiyor ve bu karar da Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 
Yasanın çıkması çalışanları çok ciddi bir şekilde etkiliyor. Gerek TV yönetiminde, gerekse haber servisinde çalışan fikir işçileri yani gazeteciler, 212 sayılı çalışma yasasından yararlanamadıkları gibi, 1475 sayılı çalışma yasasına tabi tutuluyorlar. Bu nedenle konumları aynı olduğu halde basında çalışanlar ile görsel basın çalışanları arasında haksızlığa yol açıyor.
ÖZEL SİGORTALILIK
Bazı cemiyetlerin emeklilik ve sağlık vakıfları vardır. Bu vakıflar büyütülmeli, genişletilmeli, tüm yurdu kapsar hale getirilmelidir. Yani tüm Cemiyetler böyle bir vakfın çatısı altında toplanmalıdır.
Kurulacak olan bu vakıf, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun durumu gözönünde tutularak, Basın Çalışanları adına özel bir sigorta sistemi oluşturmalı, hatta sigorta şirketi kurmalı ve Basın Çalışanlarının emeklilik hakları garanti altına alınmalıdır.
Türkiye’de bunun örnekleri vardır. Ayrıca birçok sigorta şirketi de, “ÖZEL EMEKLİLİK” adı altında uygulamalar yapmaktadır.
Burada geliştirilecek olan en önemli kural; gazetecinin bu vakfın ya da sigorta şirketinin yönetimde söz sahibi olmasıdır. Bu bağlamda öteki kural da, gazetecinin emeklilik ve sağlık primlerini kendisinin, bu sigorta şirketine yatırmasıdır. Böylece gazeteci kişi olarak “emeklilik ve sağlık hakkı”nın daha iyi takipçisi olacak ve günümüzde gözlenen birçok çarpıklığın önüne geçilecektir.
Adana toplantısı sonucunda; Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi şu açıklamayı yapmıştır. 
“Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, 45 Gazeteciler Cemiyeti Başkanının katılımı ile 25-28 Ekim 1996 günlerinde gerçekleştirilen ve Çukurova, İskenderun, Antakya, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep ve Mersin Cemiyetlerinin evsahipliği yaptığı toplantıları sonunda kamuoyuna aşağıdaki açıklamayı sunmayı kararlaştırmıştır:
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, Halkın gerçekleri öğrenme ve doğru bilgi edinme hakkı demek olan Basın Özgürlüğü’nün ya da daha geniş anlamı ile iletişim özgürlüğünün Batı standartlarında saptanarak güvence altına alınmasını önemli ve öncelikli sorun olarak görür.
Tüm sorunların demokrasi içerisinde çözümleneceğine inanıyor; teröre, şiddete, ırk ayrımcılığına dayanmayan her türlü düşüncenin özgürce açıklanacağı, tam bir demokrasi istiyoruz. Gazetecilerin, yazarların düşüncelerini açıklamalarından ötürü kovuşturulmaya uğramalarını, yargılanmalarını, mahkûm edilmelerini demokrasi ile bağdaştıramıyoruz ve kınıyoruz.
Demokrasinin tüm kural ve kurumları ile yerleşmesi, sosyal hukuk devletine dayalı laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü inancına bağlı olarak; istemlerimizin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Basın Özgürlüğü, daha doğrusu halkın gerçekleri öğrenme hakkını kısıtlayıcı hükümlerin kaldırılması, bu arada kamuoyunun sağlıklı biçimde bilgilendirilmesini engelleyen 657 sayılı devlet Personel Kanunu’nun değiştirilmesi yönündeki çalışmaları, olumlu karşılamakla beraber ilgili yasal düzenlemelerin Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi adına üye meslek örgütleri temsilcilerinin görüşünün alınarak belirlenmesini zorunlu buluyoruz.
Basın Özgürlüğü ve çokseslilik önündeki engellerin yalnızca yasalardaki sınırlamalardan kaynaklanmadığını, Medya’daki yapısal değişimin ve tekelleşme eğilimlerinin de bu özgürlükler önünde ciddi bir tehlike oluşturabileceğini anımsatarak, bir an önce bu konuda yasal güvencelerin getirilmesi gereğini belirtiriz.
Gerek yaygın olsun, gerek bölgesel ve yerel olsun bütün Televizyon ve Radyoların frekans tahsislerinin bir an önce yapılarak yasal bakımdan tamamlanması ve burada çalışan gazetecilerin sosyal ve mesleki haklara kavuşturulması önem taşımaktadır.
Çoksesliliğin en önemli güvencesi olan yerel basının güçlendirilmesi için, sorunlarının öncelikle çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.
Yıllardır güç koşullar içinde, özveri ile ve dürüstçe görev yapan, ciddi Anadolu Basınına objektif bir statü içinde destek sağlanmalıdır. Basının tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesine bağlı kalınarak, bu desteğin başlıcaları; teknik donanım için düşük faizli uzun vadeli kredi, resmi ilanlarda Anadolu Basınına da adaletli bir biçimde dağılımını sağlayacak yasal düzenlemenin yapılması, KDV’nin kaldırılması, Enerji ve PTT hizmetlerinden, Anadolu Ajansı kaynaklarından kolaylıkla yararlanmaları şeklinde sıralanabilir.
53 Gazeteciler Cemiyeti’nden oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, yukarıda özetle dile getirdiği sorunların çözümü için, güçbirliği ve dayanışma içinde çalışmalarını inançla sürdüreceğini kamuoyuna açıklar.”
Adana toplantısının bir özelliği de, Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin çalışma yönteminin ve oluşum ilkelerinin belirlenmesidir. 
Genel İlkeler başlığı altında toplanabilecek Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin çalışma yöntemi şu maddelerden oluştu:
1. Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, Cemiyet Başkanlarından oluşur.
2. Kurul, 2 ile 4 ay arasındaki sürelerle, üye cemiyetlerin bulunduğu illerden birisinde toplanır. Toplantılara Cemiyet Başkanları katılır. Cemiyet Başkanı’nın mazereti nedeniyle katılmaması durumunda, görevlendireceği bir yönetim kurulu üyesi katılır.
3- Her toplantının sonunda, bir sonraki toplantının yeri, tarihi ve gündemi saptanır. Toplantının açılışında Konsey’in oy çokluğu ile gündem değişikliği yapılabilir. Madde eklenir veya çıkarılabilir.
4. Başkanlar Konseyi toplantısı, bir gece konaklama ve iki gün de çalışma şeklinde düzenlenir. Açılış bölümü dışında, Başkanlar Konseyi’nin çalışma toplantısı kapalı yapılır.
5. Başkanlar konseyi, toplantının yapıldığı ilin cemiyet/dernek başkanının başkanlığı altında toplanır.
6. İki toplantı arasında önemli bir olay nedeniyle, Başkanlar Konseyi olağanüstü toplantı yapabilir. En az 10 cemiyet başkanının çağrısı ile yapılacak olağanüstü toplantının yeri ve tarihi, çağrıyı yapan başkanların görüş birliği ile belirlenir.
7. Başkanlar Konseyi üyeleri arasındaki iletişim, aşağıda belirlenen bölgeler içinde, telefon ve faks zinciriyle sağlanır, merkez sekreterya görevini geçici olarak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üstlenir. Başkanlar Konseyi’nde belirlenen konularda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir, Çukurova, Samsun 19 Mayıs ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetleri bölgesel sekreterya görevlerini üstlenirler. Bölgelerdeki cemiyetler, kendi aralarında toplantı yapabilirler. Kamuoyuna açıklama, Başkanlar Konseyi tarafından yapılır.
8. Başkanlar Konseyi’ne üye cemiyet ve derneklerin niteliği, yapısal durumları Konseyce belirlenir.
9. Yukarıda sözü edilen nitelikler arasında, aşağıdaki hususlar öncelikle dikkate alınır.
a) Başkanlar Konseyi, il düzeyinde kurulu cemiyetlerden ve derneklerden oluşur.
b) İl merkezli olan, fakat komşu illeri de kapsayan ve cemiyet veya dernek adı taşıyan kuruluşlar da Başkanlar Konseyi kararı ile Konsey’e alınabilir.
c) Her ilde birden fazla cemiyet ya da dernek varsa, birleştirilmesi için uzlaşmacı olarak çaba harcanır.
d) Her cemiyetin toplantılarda bir oy hakkı vardır.
10. Bu yönetmeliğe, Başkanlar Konseyi’nin illerdeki toplantılarında 3/2 çoğunlukla ekler yapılabilir.
11. Bu yönetmelik, Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar Konseyi’nin 25.10.1996 tarihinde Adana’da yapılan toplantısında oybirliğiyle kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.
12. Bu tarihten önce, Konsey’e katılmış olan derneklerin/cemiyetlerin üyelikleri, Başkanlar Konseyi’nin saptayacağı ilkelere ve ölçülere uymamaları durumunda sona erer. 
Söz konusu cemiyet/dernekler bu hükmü kabul etmiş sayılırlar.
6. Toplantı (Antalya) 
Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliği yaptığı 28 Şubat ve 1 Mart 1997 tarihleri arasında gerçekleşen toplantıya 55 Gazeteciler Cemiyeti katıldı. Federasyon bağlamında somut kararların alındığı bu toplantıda prensip tartışmaları ağır bastı.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 6. Toplantı tutanaklarında şunlar yer aldı:
Başkanlar Konseyi’nin 6. toplantısı, Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde Antalya’da yapıldı.
Ev sahipliği ve yönetmelik uyarınca Divan, Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erdoğan Kahya’nın başkanlığında üyeler Mustafa Yoldaş ve Meriç Ateş’ten oluşturuldu.
Gündem gereği, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Tamer Ünal, Adana’da yapılan 5. toplantı ile ilgili değerlendirme konuşmasını yaptı.
Bu arada verilen bir önerge ile Isparta Gazeteciler Cemiyeti’nin de Başkanlar Konseyi’ne alınması teklif edildi. Önerge oybirliği ile kabul edildi. Isparta Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zafer Çağlar’a söz verildi. Çağlar, Cemiyetin kuruluşu ve faaliyetlerini anlattı. Kabul edilmelerinden dolayı teşekkür etti.
Gündemin üçüncü maddesine geçildi.
Madde gereği Başkanlar Konseyi 6. toplantısına katılan 36 cemiyet başkanına üye sayıları, sarı basın kartlı hamili üye sayılarıyla federasyona katılma kararı alıp almadıkları konusunda söz verildi.
Toplantıya katılan 36 cemiyetten 19’unun federasyona katılma kararı olduğu anlaşıldı. Tek tek üye sayıları belirlendi.
Daha sonra madde üzerinde görüşmelere geçildi. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin söz aldı:
Bilgin, sarı basın kartı komisyonun çalışmalarıyla yapılan son değişiklikler konusunda bilgi verdi. Basın kartının gazetecinin tanınmasında tek resmi belge olduğunu, Basın Konseyi’nin de Basın Kartları Komisyonu’ndan çıkartıldığını anlattı.
Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik söz alarak, gazeteciliğin Sarı Basın Kartı ile eşdeğer görülmemesi gerektiği yolundaki görüşü savundu.
Sakarya Cemiyet Başkanı Necdet Güngörsün de söz alarak, Sarı Basın Kartı verilişinde yerel cemiyetlerin görüşünün alınması gerektiğini söyledi. Sarı Basın Kartının önemine değinerek, verilişte titiz inceleme yapılmasını istedi. Ayrıca Federasyona katılacak cemiyetlerin tüzüklerinin ortak olması görüşünü savundu.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin yeniden söz aldı. Basın kartı alınışında emniyet gibi kuruluşlardan görüş alınmasının doğruluğuna değindi ve son toplantıda yerel cemiyetlerin görüşlerinin de alınması yolunda görüşlerin doğduğunu ve bundan sonra görüşlerinin alınacağını söyledi. Sürekli Basın Kartında gerekli sürenin 17 yıla indirildiğini açıkladı. Tüm cemiyetlerin ortak bir tüzüğe sahip olmalarının yanlışlığına değinen Nazmi Bilgin, Federasyon kurulması halinde ortak bir tüzüğün olabileceğini kaydetti.
Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muammer Başer söz alarak hizmetin Sarı Basın Kartıyla tanımlanamayacağını, basın kartı olmayan ama gazetecilik yapan kişilerin de aynı muameleyi görmesi gerektiği görüşünü savundu.
Divan Başkanı Erdoğan Kahya, konuşmaların Sarı Basın Kartıyla sınırlı tutulmayacağını hatırlatarak gündem gereği Federasyon ön taslak tüzüğü üzerinde görüş bildirilmesini istedi ve Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin bu konudaki görüşünü açıkladı.
Aydın Başkanı Mustafa Çezik söz alarak yeni üyeliklerin görüşülmesinin başvuru sahibinin bulunmadığı toplantılarda görüşülmesi gerektiğini hatırlattı. 8’nci maddenin daha demokratik hale getirilmesini istedi. Federasyon ön taslağını genellikle onayladıklarını belirtti.
Antakya Başkanı Günay Çelenk söz aldı. Federasyon isminin Gazeteciler Cemiyetleri Federasyonu olarak düzeltilmesi teklifinde bulundu.
Yozgat Cemiyet Başkanı Osman Hakkı Kiracı, Madde 4’ün asgari bir Sarı Basın Kartı olan cemiyetin Federasyona katılmasını teklif etti. Madde 8’in de delege sayısının Sarı Basın Kartıyla belirlenmesinin yanlışlığına değindi.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ali Adalıoğlu da, 8. maddenin 25 üyeye bir delege gösterilmesinin gözden geçirilmesini, İstanbul, Ankara ve İzmir cemiyetlerine de bir kısıtlama getirilmesinin daha demokratik olacağını savundu. Federasyon yönetim kurulu sayısının da 13’ten 15’e çıkarılmasını istedi.
Kütahya Başkanı İhsan Tunçoğlu, delege sayısının belirlenmesinde endişeleri olduğunu, özellikle Sarı Basın Kartı koşulunu endişeyle karşıladıklarını söyledi.
Bu arada 10 Cemiyet Başkanı tarafından verilen bir önerge okundu. Önergede, delege sayısının ilin milletvekili sayısına göre belirlenmesi teklif edildi.
Toplantıya katılmayan ve görüşlerini yazılı olarak bildiren Balıkesir Başkanı Reşit Kıpçak, her cemiyetin üye sayısına bakılmaksızın 5 delegeyle temsiline, yönetim kurulunda da yüzde 50 Anadolu basınına kontenjan tanınmasını önerdi.
Sakarya Başkanı Necdet Güngörsün yeniden söz aldı. Milletvekili sayısına göre delege belirlenmesinin yanlışlığına değindi. 25 üyeyle bir delegenin de doğru olmadığını, kota getirilmesini istedi ve Federasyon Başkanının genel kurulda değil, yönetim kurulu içerisinde seçilmesinin daha demokratik olacağını savundu.
Bursa Başkanı Nuri Kolaylı da, Federasyon adı başına Türkiye ifadesi konulmasının yasaya bağlı olduğunu hatırlattı. Gazeteciler Federasyonu ifadesinin uygun olduğunu söyledi. Taslağın kabulu halinde 28 Şubat 1997 tarihinin delege seçilmesinde baz alınması şartının getirilmesini istedi. Bu tarihten sonrasının değerlendirmeye alınmaması gerektiğini anlattı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun bu Federasyona katılmama kararı aldığı yolunda söylentiler çıktığını, bunun ne derece doğru olduğunun Cemiyet Başkanı Nail Güreli tarafından açıklanmasını istedi.
Samsun Cemiyet Başkanı Necdet Uzun, Federasyonun bir an önce kurulması gerektiği görüşünü savundu.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli söz aldı. Güreli kişisel olarak Federasyonun kurulmasından yana olduğunu, bu güne kadarki tutumuyla da bunu ortaya koyduğunu anlattı. Güreli, Federasyon kurulmasıyla ilgili taslağı yönetim kuruluna götürdüğünü, burada tartışıldığını ve kesin bir katılmama kararı alınmadığını, ancak yönetim kurulu kararına (bu arada katılınmaması gerektiği) yolunda karar alındığını açıkladı. Başkanlar Konseyi’nin daha da genişletilerek sürdürülmesi görüşünde olduğunu da hatırlattı.
Muğla Başkanı Ünal Türkeş, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli’nin Yönetim Kurulu’nda aldığı bu kararın gerekçelerini açıklamasını ve önerilerini sunmalarını beklediklerini söyledi. Bugüne kadar olan toplantılarda beraberlik anlayışıyla bugüne gelindiğini ve İstanbul’un Federasyon kurulmasını istediğinin hep empoze edildiğini hatırlatarak üzüntülerini belirtti.
İskenderun Başkanı Sami Uygur da, basına nasıl yardımcı olunur düşüncesiyle yola çıkıldığını, Federasyon kurulmasının benimsendiğini hatırlattı ve bugün ortaya çıkan durumdan üzüntü duyduklarını belirtti.
Kocaeli Başkanı Kâzım Ertek, basında çalışanları korumak için kurulan Başkanlar Konseyi’nin bu çabalarının boşa çıkarılmaması gerektiğini hatırlatarak Federasyon kurulmasını istedi. Sarı Basın Kartının da gerçek gazetecilere verilmesi gerektiğini savundu.
Aydın Başkanı Mustafa Çezik, İstanbul Cemiyeti’nde olan sıkıntının diğer cemiyetlerde olup olmadığını sorarak eksikliklerin tamamlanarak bir sonraki toplantıya gelinmesini istedi.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin söz aldı. Bilgin, İstanbul Cemiyeti’yle Ankara arasında geçmişte çatışmalar olduğunu, ancak son yıllarda bir yakınlaşmanın oluşturulduğunu ve herhangi bir sorunun olmadığını vurguladı. Bilgin, Federasyon taslağında merkezin Ankara olması yolundaki ifadenin şekil olarak yer aldığını hatırlatarak, Ankara diye bir taleplerinin olmadığını, temsilci sayısını önemli bulmadıklarını, her türlü öneriye açık olduklarını ve başkanlığa aday olmayacaklarını söyledi.
Bu konuşmalardan sonra oturuma ara verildi. İkinci oturum saat 14.00’te açıldı.
Alanya Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanlar Konseyi’ne alınması yolunda 19 imzalı bir önerge verildi.
Bursa, Aydın, Sakarya, Adana alınması yolunda görüş bildirdi. İskenderun ve Aksaray Başkanlar Konseyi’nin önceki kararına ters düştüğünü belirterek, bunun yanlışlığına değindiler.
Yapılan 17 olumlu, 8 olumsuz oyla Alanya’nın da Başkanlar Konseyi’ne alınması üyelerin durumlarını incelemeleri ve gazeteci olmayanları üyelikten çıkarmaları koşulu ile kararlaştırıldı.
Alanya Cemiyeti Başkanı Mehmet Ali Dim, salona çağrılarak kendisine söz verildi. Mehmet Ali Dim, Başkanlar Konseyi’ne alınmaktan mutluluk duyduklarını belirtti.
Daha sonra Federasyon Taslak Tüzüğü’nün yeniden hazırlanması ve gözden geçirilmesi için komisyon kurulması konusunda verilen iki ayrı önerge okundu. Önergelerin tartışılmasından sonra Komisyonun 5 cemiyet başkanından oluşması görüşü ortaya çıktı. Bu görüşün onaylanması istendi ve kabul edildi.
Buna göre Komisyon, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Necdet Uzun, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Tamer Ünal, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı ve Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kadir Sabuncuoğlu’ndan oluşturuldu. Komisyon federasyon taslağını hazırlayarak, 7’nci Başkanlar konseyi toplantısından önce tüm cemiyet başkanlarına iletmesi, 7’nci toplantıda taslağa son şeklinin verilmesi kararlaştırıldı. Bu arada taslakla ilgili görüş bildirmek isteyen Başkanların Sn. Nazmi Bilgin’e başvurması kararlaştırıldı.
Daha sonra 7’nci toplantının Mayıs ayı sonunda Diyarbakır’da, 8’nci toplantının da Ağustos ayında Bursa’da yapılması oybirliğiyle kabul edildi. 6. Başkanlar Konseyi deklarasyonunun Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli tarafından hazırlanması istendi. Hazırlanan deklarasyon oybirliğiyle kabul edildi. 
Toplantı bu kararla sona erdi.
Toplantı sonunda yapılan basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Ülkemizdeki 55 gazeteciler cemiyetinden oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 28 Şubat ve 1 Mart 1997 günlerinde Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde yaptıkları toplantı sonunda aşağıdaki görüşleri kamuoyuna açıklamayı kararlaştırmıştır:
Anayasada ifadesini bulan laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkesinin mutlak savunucuları olduğumuzu ve bu ilkelerden vazgeçilemeyeceğini kesinlikle belirterek, yaşanan sıkıntıların TBMM ve hukuk kuralları içinde çözüm bulunması inancımızı vurgularız. Başta iktidarda olsun, muhalefette olsun ya da meclis dışında bulunsun, siyasal partilerin tümüyle birlikte, diğer demokratik kurumları da sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Halkın gerçekleri öğrenme ve bilgi edinme hakkı demek olan basın özgürlüğünün vazgeçilmez koşulu olan demokrasiyi kararlılıkla koruyacağımızı, demokrasiyi araç olarak kullanıp, kendi dikta rejimlerini dayatmak isteyenlere kesinlikle geçit vermeyeceğimizi açıklarız.
Gazeteciler Cemiyetleri güçbirliğinin somut ifadesi olan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi, yerel ve yaygın basının sorunlarını çözme mücadelesini sürdürecektir. Bu arada 24-25 Kasım 1996 tarihinde Ankara’da yapılan 1. Anadolu Basın Kurultayı’nda yerel basının sorunlarını çözme yolunda vaat edilen hususların gerçekleştirilmediğini anımsatıyor ve bu ilgisizliği kınıyoruz. Buna karşı getirilecek yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümlerin demokrasiyi zedeleyeceği unutulmamalı; her zaman saydamlıktan yana olunmalıdır.
Basınla ilgili yasal düzenlemeler yapılırken Gazeteciler Cemiyetlerinin görüşlerinin alınması gerektiğini bir kez daha açıklarız.”
7. Toplantı (Diyarbakır) 
Başkanlar Konseyi’nin 7. Toplantısı Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde 16-17 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır’da yapıldı.
Bu toplantıda, Gazeteciler Federasyonu adıyla Gazeteciler Cemiyetlerini ve Derneklerini biraraya getirecek bir kuruluşun oluşturulması ve cemiyetlerin gerekli yasal çalışmaları yapması ilke olarak kabul edildi.
7’nci toplantının açılış konuşmasını yapan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Saran, konuşmasında özellikle toplantının amacını vurguladı:
“Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde organize edilen Cemiyet Başkanları Konseyi 7. toplantısına hoş geldiniz.
Konuşmamın başında bölgedeki çalışma koşullarına, meslektaşlarımızın sıkıntılarına kısaca değinmek istiyorum. Gerek bölgede, gerekse Diyarbakır’da görev yapan arkadaşlarımızın tümü bazı sıkıntıları yaşadı. Yoğun olayların yaşandığı, kent merkezlerinde günde 3-4 kişinin faili meçhul cinayete kurban gittiği günlerin içinden geçerek, zaman zaman illegal, zaman zaman da legal örgüt, kuruluş ya da kişilerin tehdit ve baskılarına maruz kalındı. Gazete büroları ölüm tehditleri yapılarak kapatıldı. Bölgede 1990-93 yıllarını kapsayan dönemde, çeşitli gazete, dergilerde görev yapan 16 gazeteci faili meçhul cinayetler sonucu katledildi.
Böylesi bir zor dönemin içinden geçerek gelen bölgedeki gazeteciler, her türlü baskıya rağmen bu işi yapacaklarına inandılar. Yılma olmadı. Tersine yeni gazete ve TV büroları açıldı.
Bölgedeki gazeteci arkadaşlarım şiddet olaylarının yoğunluğu içinde görevini en iyi şekilde yapabilmenin çabaları ile giderek uzmanlaştı. Kimsenin adamı olmadan, kimseye yaltaklanmadan objektif gazetecilik yaparak görevini en iyi şekilde yapmanın gayreti içinde oldu. Bütün bunların yanı sıra, Kuzey Irak’ın Diyarbakır büroları tarafından izlenmesi arkadaşlarımızın gazeteciliğine uluslararası bir boyut kazandırdı. Bütün bunlara rağmen habere ulaşmada, olayları takipte çok rahat olduğumuzu söyleyemem.
Bu anlamda, Diyarbakır toplantısının iki önemli amacını vurgulamak istiyorum.
Birincisi; tüm cemiyetlerin Federasyon çatısı altında toplanması için yapılan çalışmaların buradan netleştirilmesi boyutu.
İkincisi ise, sorunlu bir bölgenin merkezi durumunda olan Diyarbakır’dan Türkiye’nin her kesimine toplumsal mesaj verme boyutu.
Buradan verilecek mesaj, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti için de, Cemiyet Başkanları Konseyi için de büyük önem arzediyor.
Sorunlu bölge dedik, gerçi şu anda Türkiye sorumsuz bazı yöneticiler sayesinde büyük sorunlar yaşamakta. Ancak biz ülkenin tüm sorunlarının Güneydoğu sorunu da dahil, tüm sorunların Misakı Milli sınırları içinde kendi insanımızla, kendi yüreğimizle, kendi beynimizle çözüleceği inancını taşıyoruz.
Sözlerimi burada bitirirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”
Federasyonun son şekillenmesinin yapıldığı Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 7’nci toplantı tutanaklarında şu ifadeler yer aldı:
Başkanlar Konseyi’nin 7. toplantısı, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde Diyarbakır’da yapıldı.
Gündem gereği bir önceki toplantı ile ilgili Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erdoğan Kâhya’ya söz verildi. Sayın Kâhya Antalya toplantısı ile ilgili bilgi verdi. Devremülk kooperatifle ilgili üye olmak isteyen arkadaşların başvuru yapmasını istedi. Daha sonra Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mustafa Çezik söz alarak Dostlar Meclisi ile ilgili bilgi verdi.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin söz alarak görüşlerini belirtti. Bilgin “7. Toplantı’ya gelinirken hedef belliydi, bu toplantılarımızın dostların buluşması toplantıları havasından çıkması dileğimiz var. Ne karar alınacaksa bu toplantıda alınsın. Tüzük onaylansın, Federasyon kurulacaksa karar alınsın” dedi.
Bilgin, Sayın Nail Güreli’nin de düşüncelerini aktarmasını rica etti. Söz alan Güreli, yüreğinin birliktelikten yana olduğunu, Federasyona tam destek için önce Yönetim Kurulu, daha sonra Genel Kurulları’ndan karar çıkması gerektiğini belirterek, “Tüzük taslağı son şeklini aldıktan sonra Yönetime götüreceğim. Genel Kurul’dan da kararın çıkması gerekir. Hukuki durum bu” dedi.
Devamla Nazmi Bilgin, “Federasyon büyük cemiyetlerin hegemonyasında olmasın diye merdiven sistemi getirdik. Eşit dağılım olsun istedik” dedi.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, tüm cemiyetlerin Federasyon kararını alarak, Federasyon’un delege seçimini yapmalarını önerdi. Ayrıca, Bursa toplantısında Genel Kurul tarihinin belirlenmesini istedi.
Hazırlanan tüzüğün son şekli Tüzük Komisyonu tarafından okunarak onaylanması oybirliği ile kabul edildi. Bunun üzerine Tüzüğün Bursa Cemiyet Başkanı Nuri Kolaylı tarafından madde madde okunarak onaylanmasına karar verildi. 1. maddenin ise toplantı sonunda onaylanması kararlaştırıldı. Nuri Kolaylı, Tüzük maddelerini tek tek okuyarak oyladı. Maddeler oybirliğiyle kabul edildi.
Son olarak 1. madde görüşüldü. Federasyon’un merkezinin İstanbul olması kararlaştırıldı. Toplantıda Gazeteciler Federasyonu adıyla Gazeteciler Cemiyetlerini ve Derneklerini biraraya getirecek bir kuruluşun oluşturulması ve bu konuda kamu yararına çalışan cemiyetlerin gerekli yasal çalışmaları yapması ilke olarak kabul edildi.
Hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Gazeteciler Federasyonu Kurucu Genel Başkanlığı’na İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Sivri’nin getirilmesi kararlaştırıldı.
Toplantının bitiminden sonra hazırlanan Deklerasyon’un Dönem Başkanı Naci Sapan tarafından açıklanması kararlaştırıldı. Deklerasyon, bir gün sonra Basın Toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu.
Toplantıya katılamayan Manisa, Uşak, Sinop, Aksaray, Kocaeli, Bolu, Gaziantep, Trakya, Rize, Çorum, Kastamonu ve Isparta Gazeteciler Cemiyetleri gönderdikleri faks ve telgraf mesajları ile toplantıda alınacak kararları destekleyeceklerini ifade ettiler.
Toplantıya katılan cemiyetler:
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, Antakya Gazeteciler Cemiyeti, Alanya Gazeteciler Cemiyeti, Antalya Gazeteciler Cemiyeti, Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti, Bursa Gazeteciler Cemiyeti, Kırşehir Gazeteciler Cemiyeti, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti, Sakarya Gazeteciler Cemiyeti, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti, Giresun Gazeteciler Cemiyeti, Mersin Gazeteciler Cemiyeti, Muğla Gazeteciler Cemiyeti, Malatya Gazeteciler Cemiyeti, Aydın Gazeteciler Cemiyeti, Karaman Gazeteciler Cemiyeti.
55 Gazeteciler cemiyetinden oluşan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanları Konseyi 7. toplantı sonunda aşağıdaki açıklamayı yaptı:
“Gazeteciler Cemiyeti Başkanlar Konseyi 16-17 Mayıs günlerinde Diyarbakır’da yaptığı toplantıda, basınla ilgili çeşitli konuları görüşmüş ve aşağıdaki açıklamanın kamuoyuna yapılmasını kararlaştırmıştır.
55 Gazeteciler Cemiyetinden oluşan Konseyimiz son günlerde basına ve gazetecilere yönelik çeşitli saldırıları, silaha dayalı şiddet eylemlerini nefretle kınar.
Çeşitli yöntemlerle birbirini izleyen saldırı olayları, kimi sorumsuz siyasetcilerin düşmanca tavrından ve basını hedef göstermesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür saldırılar, halkın haber alma hakkı demek olan basın özgürlüğü ile birlikte demokratik rejimi ve hukuk devleti anlayışını zedeler duruma gelmiştir.
Doğu ve Güneydoğu bölgesinde olağanüstü durum nedeniyle gazetecilerin çok güç koşullar altında çalıştığını da vurgulayarak, halkın bilgi edinme görevinin yerine getirmesinin önündeki engellerin bir an önce kaldırılmasını istiyoruz.
Ulus iradesini egemen kılan, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlangıcı olan 19 Mayıs’ı güçlü bir inanç ve bağlılıkla kutluyoruz. 19 Mayıs’ın kaynaklık ettiği laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek savunucusu olacağımızı açıklarız.
Başkanlar Konseyi toplantısında Gazeteciler Federasyonu adıyla Gazeteciler Cemiyetlerini ve Derneklerini bir araya getirecek bir kuruluşun oluşturulması ve bu konuda kamu yararına çalışan cemiyetlerin gerekli yasal hazırlık çalışmalarını yapması ilke olarak kabul edilmiş; hazırlıkların tamamlanmasından sonra Gazeteciler Federasyonu’nun kurucu genel başkanlığına İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Sivri’nin getirilmesi kararlaştırılmıştır.”
8. Toplantı (Bursa) 
Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. yıl etkinlikleriyle çakışan toplantı, geniş bir katılımla; 1-2 Ağustos 1997 tarihlerinde gerçekleşti. Bu toplantıda, Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunun kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı.
Bursa’da yapılan Başkanlar Konseyi’ne katılan Cemiyetler ve başkanları şöyle gerçekleşti: Gazeteciler Cemiyeti (Nazmi Bilgin), İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İsmail Sivri), Bursa-Gazeteciler Cemiyeti (Nuri Kolaylı), Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (Tamer Ünal), Aksaray O. Anadolu Gazeteciler Cem (Abdülkadir Ay), Antakya Gazeteciler Cemiyeti (Günay Çelenk), Antalya Gazeteciler Cemiyeti (Erdoğan Kâhya), Aydın Gazeteciler Cemiyeti (Mustafa Çezik), Balıkesir Gazeteciler Cemiyeti (Reşit Kıpçak), Bolu Gazeteciler Cemiyeti (Oğuz Uçar), Çorum Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet Yolyapar), Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti (Kadir Sabuncuoğlu), Edirne Gazeteciler Cemiyeti (Bülent Ayan), Erzurum Gazeteciler Cemiyeti (Ali Galip Tutar), Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti (Yılmaz Karaca), Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti (Eşref Turan), Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (Halil Zor), Giresun Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet Yüksel), Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (Naci Sapan), İskenderun Gazeteciler Cemiyeti (Sami Uygur), Kahramanmaraş Gazeteciler Cemiyeti (Abit Vanlı), Kastamonu Gazeteciler Cemiyeti (Abdülkadir Akın), Kayseri Gazeteciler Cemiyeti (Oktay Ensari), Kırklareli Gazeteciler Cemiyeti (Selim Tıran), Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti (Kâzım Ertek), Konya Gazeteciler Cemiyeti (Uğur Özteke), Kütahya Gazeteciler Cemiyeti (İhsan Tunçoğlu), Malatya Gazeteciler Cemiyeti (Haydar Karaduman), Manisa Gazeteciler Cemiyeti (Ertuğrul Aytaç), Mersin Gazeteciler Cemiyeti (Ali Adalıoğlu), Muğla Gazeteciler Cemiyeti (Ünal Türkeş), Ordu Gazeteciler Cemiyeti (Ali Aydın), Rize Gazeteciler Cemiyeti (Faik Bakoğlu), Sakarya Gazeteciler Cemiyeti (Necdet Güngörsün), Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti (Necdet Uzun), Seydişehir Gazeteciler Cemiyeti (Şeref Değirmenönü), Trabzon Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet Tan), Trakya Gazeteciler Cemiyeti (Gönül Gökçe), Uşak Gazeteciler Cemiyeti (Çoşkun Özler), Yozgat Gazeteciler Cemiyeti (O. Hakan Kiracı), Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti (Yusuf Günaydın), Kilis Gazeteciler Cemiyeti (Ahmet Barutçu), Sıvas Gazeteciler Cemiyeti (Aydın Deliktaş), Niğde Gazeteciler Cemiyeti (Ali Osman Sayın), Karaman Gazeteciler Cemiyeti (Mesut Çetin), Afyon Gazeteciler Cemiyeti (Arif Yağcı), Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti (Muammer Başer), Kırşehir Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet Emin Turpçu), Kırıkkale Müstakil (Cengiz Selci), Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti (Ragıp Ersoy), Tokat Gazeteciler Cemiyeti (Mehmet Kenarpınar), Sinop Gazeteciler Cemiyeti (Mustafa Genç), Isparta Gazeteciler Cemiyeti (Zafer Çağlar), Alanya Gazeteciler Cemiyeti (M. Ali Dim),
Toplantının ardından Başkanlar Konseyi aşağıdaki basın duyurusunu yayınladı. 
Bursa’da 2 Ağustos 1997’de yapılan Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi 8. toplantısı sona erdi. Gazeteciler Federasyonu’nun kuruluşunun gerçekleştiği toplantıda, Ankara genel merkez olarak belirlendi.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın dönem başkanlığını yaptığı, Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin yayınladığı sonuç bildirgesi şöyle;
BASIN DUYURUSU
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi’nin 8.Toplantısı, 50.kuruluş yılını kutlayan Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin evsahipliğinde 55 cemiyet başkanının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu toplantıda kamu yararına çalışan ve basın kuruluşları statüsünde yer alan Gazeteciler Cemiyeti (Ankara), İzmir, Çukurova ve Bursa Gazeteciler Cemiyetleri’nin katılımıyla GAZETECİLER FEDERASYONU oluşturulmuş ve Kurucu Yönetim Kurulu üyeliklerine aşağıda isimleri yazılı meslektaşlarımız oybirliğiyle seçilmişlerdir.
İsmail SİVRİ (İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Nazmi BİLGİN (Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Nuri KOLAYLI (Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Tamer ÜNAL (Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Erdoğan KAHYA (Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Mustafa ÇEZİK (Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Kadir SABUNCUOĞLU (Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Naci SAPAN (Güneydoğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Yılmaz KARACA (Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Necdet GÜNGÖRSÜN (Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı) 
Necdet UZUN (Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti Başkanı).
Kurucu Yönetim Kurulu; yaptığı görev bölümü sonucunda; Genel Başkanlığa İsmail Sivri, Genel Sekreterliğe Nazmi Bilgin, Genel Başkan Yardımcılıklarına Nuri Kolaylı, Tamer Ünal, Erdoğan Kahya, Necdet Uzun’u, Genel Saymanlığa Mustafa Çezik, Genel Sekreter Yardımcılığına Naci Sapan’ı getirmiştir.
Federasyonun ilk genel kurul toplantısının Kasım 1997’de Ankara’da yapılması da kararlaştırılmıştır.
Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Konseyi ayrıca; aşağıdaki konuların kamuoyuna duyurulmasını kararlaştırmıştır:
1- Son günlerde artarak devam eden basın yayın çalışanlarına yönelik, bazı mihrakların tahriki ile gelişen her türlü şiddet hareketini nefretle kınadığımızı, sorumluların en kısa zmanda adalet önüne çıkarılmasını beklediğimizi, bu hususun takipçisi olacağımızı bildirir;
2- Özellikle görsel ve sözlü basın organlarında çalışanların hukuki sorunlarının bir an önce çözüme kavuşturulması ve buyayın organlarına, frekanslarının en kısa zamanda tahsisini beklediğimizi vurgular;
3- TBMM Komisyonu’ndan geçen ve basın suçundan cezaevlerinde bulunan gezetecilerin cezalarının infazının 3 yıl durdurulmasını öngören yasa tasarısının; komisyondan geldiği şekliyle yasalaşmasının ve meslektaşlarımıza özgürlüklerinin yeniden verilmesinin, demokrasi adına atılacak önemli bir adım olduğu inancını taşıdığımızı belirtir;
4- Başta kağıt olmak üzere, elektrik, posta ve benzeri girdilere peşpeşe yapılan zamlara son verilmesi, bu konularda basın ve yayın organlarına gerekli indirimlerin sağlanması konusunun bir an önce gündeme alınması talebimizi kamuoyuna saygı ile açıklarız.
KURULUŞ KİTAPLAŞTIRILDI
1 Ağustos’ta yapılacak toplantı nedeniyle Bursa Gazeteciler Cemiyeti öncülüğünde “GAZETECİLER FEDERASYONU’NUN DOĞUŞU” isimli kitap hazırlandı ve basıldı. SUNUŞ yazısıyla başlayan kitap, 7’ncisi olan Diyarbakır toplantısıyla sona eriyor. Ardından Bursa’da yapılan toplantıyla Gazeteciler Federasyonu’nun doğuşu kamuoyuna duyuruluyor.
KİTABIN   S U N U Ş  BÖLÜMÜ ŞÖYLE:
Bursa Gazeteciler Cemiyeti 50’nci yılını kutluyor.
21. yüzyıla girmek üzereyiz. Dünya; biz istesek de istemesek de küçülmekte.
20. yüzyıla girerken; dünyamızın yükselen değerleri denilince akla “ağır sanayi-bankacılık” gibi kavramlar gelirdi.
21. yüzyılın yükselen değerleri arasında ise; birincil sırayı “medya ve iletişim” almakta.
İşte, bu noktada, dünya basınının sorumluluğu ve omuzlarındaki yük; geçmiş yüzyıllara göre çok daha fazla.
Bursa basın emekçileri 21. yüzyıla, 1947-1997 yılları arasındaki “yarım yüzyıllık örgütlü mücadelesi”nin sorumluluğunu bilerek giriyor.
Günümüz Türkiye’sinde basının sorunları çığ gibi büyümüş olup; bunlara her gün yenisi eklenmektedir.
Ciddi bir demokrasi sınavından geçtiğimiz şu dönemde, medya, üstüne düşen görevleri korkmadan ve yılmadan yerine getirmeye çalışmaktadır.
Elbette, basının da hataları olmuştur ve olmaktadır. Yalnız bir gerçeği gözardı etmemek gerekir. Hiçbir kurum ve kuruluş, kendisini basın kadar acımasızca eleştirmemiş ve teşhir etmemiştir.
Biz inanıyoruz ki, “Basında Etik Sorunu” ancak ve ancak basının kendi otokontrol mekanizmasını çalıştırmasıyla mümkün olacaktır.
Bunun da adı konmuştur artık.
Basında kaçınılmaz bir gereklilik haline gelen güçbirliği; Gazeteciler Federasyonu adı altında somutlaşmıştır.
Basın emekçileri, yüzyılın getirdiği sorumluluğu kavrayarak, sorunlarının çözümü için en yakıcı koşul olan güçbirliğinin önemi ve gerekliliğinin bilincindedirler.
Basında güçbirliği çalışmaları yeni olmayıp, neredeyse basın tarihimizle aynı süreyi kapsamaktadır.
Tüm çabalara ve isteklere rağmen, bir türlü hayata geçirilemeyen güçbirliği çalışmaları; 1996 yılında Anadolu’dan gelen bir çağrıyla yeniden gündeme gelmiştir.
Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin bölgesel olarak başlattığı toplantıdan yükselen güçbirliği çağrıları, Türkiye geneline yansıyarak yaygınlaşmıştır.
Balıkesir, Aksaray, İstanbul, Adana, Antalya ve Diyarbakır’da yapılan toplantılarda yerel ve yaygın basının sorunları gündeme getirilirken, nihai sonuca doğru adım adım gidilmiştir.
Oluşturulan Başkanlar Konseyi, federasyon tüzük çalışmalarını tamamlamış ve Diyarbakır toplantısında tüzük onaylanmıştır.
Elimizdeki mevcut belge, bilgi, basın açıklamaları ve toplantı tutanaklarına dayanarak, Federasyon oluşumunu bir kitapçık haline getirmeyi tarihi bir sorumluluk olarak gördük. 1 Ağustos’ta yayınlanacak bu kitabı yayına hazırlayan Gül Kolaylı’ya sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Çünkü, basında sağlanan güçbirliği, basın tarihinde bir dönüm noktası ve umutla açılan yepyeni bir sayfadır.
Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. yılını kutlarken, aynı zamanda, basın çalışanları için bir dönüm noktası olan Federasyonun kuruluşunu da kutluyoruz.
TGF OLUŞUMUNUN KURUCULARINDAN YILMAZ KARACA ŞÖYLE ANLATIYOR:
Türkiye Gazeteciler Federasyonu'nun kuruluşunun ilk çalışmaları 1986 yıllarında başladı.  
İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin merhum başkanı Nezih Demirkent'in önderliğinde yapılan çalışmaların ilk toplantısı 1986 yılında İstanbul'da yapıldı. 25 civarında cemiyetin katıldığı ve 3 gün süren toplantı sonrasında tüm cemiyetlerin birlik olacağı bir federasyon kurulması için ilk adım atıldı. 
İkinci toplantı daha geniş kapsamlı olarak 1987 yılında Samsun’da yapıldı. Bu toplantıya davetli olmasına rağmen Ankara Cemiyeti katılmadı. İstanbul Cemiyeti işine geldiği anlarda Anadolu'yu yanına aldı işi bitince bir kenara itti.
 
1996 yılında Ege Bölgesi Cemiyetlerinin ortaklaşa toplantısı örgütlenmeyi ateşledi. Aydın'dan sonra Balıkesir'deki toplantıda yaptığım konuşmada,  "Örgütlenmenin başında Ankara ve İstanbul olmazsa bu iş burada biter" sözüm Aydın, Kütahya ve Balıkesir başkanlarının tepkisini aldı. Bunun üzerine söz alan İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli, konuşmamı destekleyerek İstanbul Cemiyetinin 50. yıl dönümünde tüm cemiyet başkanlarını toplantıya çağırdığını söyledi. 
9-10 Haziran 1996'da İstanbul'da bir araya gelindi ve "Cemiyet Başkanları Konseyi" oluşturuldu. 
Daha sonra 17 Ağustos 1996’da Aksaray'da, 25-28 Ekimde Adana'da, 1 Mart 1997'de Antalya'da, 17 Mayıs 1997’de Diyarbakır’da yapılan toplantılarda tüzük ve kurucular tespit edildi ve 1 Ağustos 1998’de Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin 50. kuruluş yıldönümü törenlerinde Federasyonun kuruluşu açıklandı. 
İstanbul Cemiyeti kurucular arasında yer almasına rağmen kuruluşa dahil olmadı. Federasyonun ilk Genel Başkanı İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı merhum İsmail Sivri’dir. 
Daha sonra Gazeteciler Cemiyeti (Ankara) Başkanı Nazmi Bilgin Genel Başkanlığa seçildi. Nazmi Bilgin, 27 Eylül 2009 tarihine kadar bu görevi sürdürdü. 27 Eylül 2009 tarihinde yapılan genel kurulda ilk defa iki liste yarıştı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel’in genel başkan adayı olduğu liste seçimi kazandı. 31.10.2009
YILMAZ KARACA
Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı